2 Aralık 2009 Çarşamba

Y. Hakan Erdem - Tarih Lenk: Kusursuz Yazarlar, Kağıttan Metinler

Son zamanlarda bu kadar eğlenerek okuduğum başka bir kitap hatırlamıyorum. Bir tarihçinin çeşitli tarih metinleri, makaleleri, kitapları üzerine yazdığı eleştirel bir kitap bu. En başta intihal (aşırma, araklama) denilen, akademi dünyasının en büyük günahı olmak üzere, tarihçilerin yaptığı vahim yanlışları (sadeleştirme, sadeleştireyim derken 'saplama' yapma, referans vermeme, vs.) sergiliyor.


Bana hemen sorabilirsiniz: İyi de birisinin yanlışını, tökezlemesini, başını duvara çarpmasını, hem de parmakla göstermek eğlenceli olur mu hiç? Ayıp değil mi? Elbette bircoğumuzun gördüğünde güldüğü şeyler, yolda yürürken ayağı takılıp yere yuvarlanmak benzeri işler pek de dört başı mamur komedi sayılmaz. Hepimizin başına gelebilir bunlar. Tarih Lenk’te altı çizilen yanlışları, belki ben de üniversite yıllarında dirsek çürütürken yapmışımdır.


Ancak, bu kitap her yanlışı göstermek için kaleme alınmamış. Bir iddiasi var. “Her şeyi en iyi ben bilir, ben yaparım!” diyen, isminin önünde bir yığın akademik ünvan bulunan kelli felli insanların (Ahmet Akgündüz, İlber Ortaylı, Yılmaz Öztuna, Hikmet Bayur, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, popüler tarihin ‘efendisi’ Soner Yalçın, vs.) trajik hatalarını, ideolojik boyutta polemiğe girmemeye özen göstererek, kılı kırk yararak gözler önüne seriyor, kendi deyimiyle yanlışın arkeolojisini yapıyor ve soruyor: "Bu kadar iddialısın da, nedir bu azotlu durum?" İşte tam da bu yüzden lunapark gibi bir kitap bu! 


Y. Hakan Erdem’in kitabının girişine yazdıklarından biraz uzunca ama bence önemli bir alıntıyla sonlandırıyorum. İyi eğlenceler!


“Ağır hasarlı bir yapıdaki çatlakları sıvayla kapayıp kiraya vermek mi daha dürüst bir tavır, yoksa o binayı yere indirmek mi? ‘Tarihimiz’ deyince öyle bir esip savuruyoruz ki mangalda kül kalmıyor. ‘Tarih yerine bunlarla idare etsinler’ diyen bir anlayışla uzlaşabilmem mümkün değil. Gönlünde bir nebze tarihe saygısı olan birinin bu yıkıcılıktan rahatsız olacağını da sanmıyorum doğrusu. Gerek bu elinizdeki olsun, gerek başkası olsun benim ürettiğim bir metin öyle veya böyle kullanılamayacak kadar defoluysa yıkılıp gitmesini gönülden isterim. Tek bir şartım var: Muhayyel yıkıcı, benim yaptığım gibi sorunlu olduğunu varsaydığı her tuğlayı tek tek dikkatle sökerek inceleyecek, eğer sorun yoksa yerine koyacak, yok sorunluysa, o zaman isterse en dipteki tuğla olsun çekip kenara koyacak. Bundan dolayı bina yıkılıyorsa yıkılsın. Ne demiş eskiler? ‘Yıkılacak dama direk vurmazlar’ Ayrıca, ‘Yerden göğe küp dizseler, birbirine bend etseler, altından birin çekseler, seyreyle sen gümbürtüyü’ de demişler. Yunus'un muydu? Bundan başka bir şey söylemiyorum ki. En alttaki küp sakatsa üzerine diğer küpleri niye koyalım? Bozuk tuğlaları ve çatlak küpleri üst üste koyarak tarih mi üretilirmiş? Sosyal bilim, şu bu dediysek bu kadar da değil, nihayetinde tarih diye bir disiplin var ve iyi ki de var!”


Doğan Kitap, 2008
Y. Hakan Erdem

3 yorum:

  1. Merak ettim ben bu kitabı,hemen listeme alıyorum okunmak üzere
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Aslı gibi bende çok merak ettim. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  3. Ilginizi cekmesine sevindim. Umarim ayni merak, kitabi okudugunuzda da sürer.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails