2 Şubat 2010 Salı

Stefan Zweig - Amok Koşucusu

Stefan Zweig ile Satranç isimli uzun öyküsüyle tanışmıştım. Yarattığı tutkulu kahramanlarla, yoğun ve gerilimli anlatımıyla beni oldukça etkilemiş, diğer kitaplarını da edinmem için iyi bir referans olmuştu. İşte okuduğum 2. Zweig kitabı: Amok Koşucusu.

Kitap, çıkış noktası ya da ortak izleği intihar olan 7 öyküden oluşuyor. Okurken, insanı intihara sürükleyen yolun üzerinde gezindiğinizi hissediyorsunuz. “Bir Çöküşün Öyküsü” ve “Leporella”, insan ruhunun o karanlık girdaplarını, içinde kaybolduğu labirentleri anlatışındaki etkileyiciliğiyle gerçekten başarılı öyküler. Yine de içlerinde en çarpıcı olanı, kitaba da ismini veren kanımca…

“Amok ve Amok koşucusu nedir?” diye merak ediyor insan okumaya başlamadan önce. Buraya yazabileceğim birçok bilgi mevcut internette. Ancak, en güzeli Zweig’ın kaleminden okumak, bu ilginç ve bir o kadar da korkunç akıl tutulması anını.

"İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar o gelirken uyarmak için 'Amok! Amok!' diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o, bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o, ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."

İşte böyle bir hikaye Zweig’ın Amok Koşucusu. Kendi yıkımına, ölümüne son hızla koşan bir doktorun hikayesi...

Bu satırları okurken düşünmeden edemedim: “Modern zamanlarda şiddetin görünümü”. Savaş, toplama kampları, suikast gibi örgütlü biçimler; Amok koşusu, cinnet gibi anlık patlamalar; linç gibi kolektif, histerik eylemler; intihar gibi kendi kendini mahvetmeler... Nasıl o kadar gaddar olunabiliyor? Şiddetin arkasındaki dinamikler nedir? İç mantığı nasıl işliyor? Herhangi bir şiddet eylemi, gösterisi neden destek buluyor?

Sonra da şunu sordum kendime: “İyi, güzel de, her türlü şiddetin sıradanlaştığı, şiddet eyleminde bulunanların ‘Türkiye sizinle gurur duyuyor!’ diye pohpohlandığı, şiddetin yiğitlikten sayıldığı bir ülkede, ilk elden bu soruları sıralamak ne kadar anlamlı?” Galiba bunları bir süreliğine askıya alıp, daha temel sorulara dönülmeli. Hatırlarsınız; birkaç hafta önce bir zat-ı muhterem(!) hapishaneden çıktı, bol yyıldızlı otellerde konakladı, medya ordusu peşine takıldı, ağzından çıkacak her kelimede bir hikmet arandı. Halbuki, benim içimden topuna birden “Türkiye sizinle ‘horror’ duyuyor!” * diye bağırmak geçiyordu.

Zweig’ın Amok Koşucusu’ndan nasıl buralara geldim? Bir kitap blogunda olmalı mı bu yazdıklarım? Amaç sadece okuduklarım hakkında bilgi vermek değil, okuduklarımın beni nerelere sürüklediğini, bana neler düşündürdüğünü, hissettirdiğini de paylaşmak olunca geliniyor buralara kadar...

* Bahsettiğim şahıs serbest kalınca, Gani Müjde twitter’dan zat-ı şahanelerine çok hoşuma giden böyle bir gönderme yapmıştı.

Can Yayınları, 2009
Stefan Zweig
1881 - 1942

5 yorum:

  1. Satrançtan sonra sevdim bu yazarı, okuyacağım, teşekürler.

    YanıtlaSil
  2. Zweig okumaya bence de devam. Sirada "Bir Kadinin Yasamindan 24 Saat" var.

    YanıtlaSil
  3. Bir Kadinin Yasamindan 24 Saat ve Bir yüreğin ölümü adlı eserini okudum harika herkese tavsiye ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de okudum bahsettiginiz kitabi. Ancak, bloguma tasimamistim. Bence de harika bir eser. Tipki diger Zweig kitaplari gibi...

      Sil
  4. Zirvesi "Satranç" bu yazarın. "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" da enfestir.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails