27 Ağustos 2010 Cuma

Oya Baydar - Kayıp Söz

"Bir söz arıyordum, bir ses duydum..." 


cümlesiyle açılıyor kitap. Artık yazamama sendromuyla bunalmış ünlü yazar Ömer Eren, üniversite yıllarımı geçirdiğim ve maalesef eve dönüş için çok kez bulunmak zorunda kaldığım korkunç Ankara otogarında (AŞTİ), bir silah sesi ve akabinde bir çığlık işitiyor. Genç bir Kürt kadını karnından vuruluyor ve o zamana kadar içinde büyüttüğü bebeği yitirmesine neden oluyor o silahın ucundan çıkan.  Ömer Eren kadına ve yanındaki genç adama yardım ediyor ve onların hikayelerinin içine giriyor. İki Kürt genci: Zelal ve Mahmut. Askerlerle çatışırken yaralanan Mahmut, artık ölmek ve öldürmek kısır döngüsünün içinden sıyrılmak isterken dağda karşılaşır Zelalle. Zelal tecavüze uğrayıp hamile kalınca, töre gereği ailesi tarafından ölümle cezanlandırılmak üzereyken kaçabilmiştir zulümden. Dağdaki bu karşılaşma büyük bir aşk yaratmıştır aralarında. Tek bir hayalleri vardır: her şeyi geride birakıp denize ulaşmak. Çünkü onlar için dağ sertliktir, insanı sertleştirir; deniz ise hoşgörünün, yumuşaklığın, barışın simgesidir. Ancak hiç kolay değildir bu. Peşlerinde töre, örgüt ve devlet varken... İşte Ömer Eren yardım etmek ister bu iki genç kaçağa. Bir de en önemlisi içindeki sözsüzlük buhranına çözüm olacağı umuduyla "Doğu'nun da en doğusuna" doğru yollara düşer.

Ömer Eren ve eşi genetik profesörü Elif Eren'in Deniz isimli bir çocukları vardır. Zaten, devrimci kuşağın çocuklarının çoğunun ismi "Deniz" değil midir? Deniz, Ömer ve Elif için hayatta hiçbir şey başaramamış ve kayıp bir çocuktur. Halbuki o, anne ve babasının "Hep en iyi sen olacaksın" baskısından, ülkesindeki şiddetten ve savaş fotoğrafçısı olarak gittiği Irak'ta yaşadıklarından sonra, Norveç'te küçük bir adaya, küçüklüğünün Meçhul Asker Kaçağı'nın adasına kaçmıştır. Tek arzusu barış içinde, şiddetin ve ötekileştirmenin olmadığı bir yaşam sürmektir. Şiddetin ve özellikle de yabancıya, ötekine olan sınırsız şiddetin ulaşmadığı kara parçası kalmış mıdır yeryüzünde?


Oya Baydar bu iki hikaye üzerinden ötekileştirdiklerimize yönelen şiddeti irdeliyor "Kayıp Söz"de. Şiddet nerede başlar diye soruyor.

"Labaratuarda deney hayvanlarını keserken mi, savaşta ölürken, öldürürken mi? Çocuğa kendi değerlerini dayatırken mi, insanın acısının fotoğrafını çekerken mi? Töreyi uygularken mi, sevişirken mi, yoksa yabancıyı ötekileştirirken mi?"

Soruların cevabını ve şiddeti yenmenin anahtarını, çıktğı yolculuktan "sözü" bularak dönen Ömer Eren'e veriyor Oya Baydar.

"Bir söz arıyordum, bir ses duydum" diye başlıyor dedik "Kayıp Söz" ve şöyle bitiyor:

"Duyduğum sesin, şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim. O sesi izledim, sözü buldum."


Can Yayınları, 2009 (5. Basım)
Oya Baydar
1940 -

3 yorum:

  1. Harika bir kitaptır.Ben çok severek okumuştum.Özellikle düşüncesinden dolayı acılar çekmiş Oya Baydar'ın sosyalist ve sosyolog bir kadın gözüyle kürt meselesini ele alması benim çok dikkatimi çekmişti.

    YanıtlaSil
  2. Oya Baydar....İnsana başka bir pencereden bakmasını öğreten bir yazar bence. Çok severim kitaplarını da kendisini de.

    YanıtlaSil
  3. Kayip Söz okuduklarim icinde en begendigim kitabi oldu...

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails