13 Ekim 2010 Çarşamba

Gabriel Garcia Marquez - Kırmızı Pazartesi

''İstanbul Hatırası'''ndaki cinayetlerden başka bir cinayete... Bu sefer gizli kapaklı, gizemi çözmeye çalısan polislere taklalar attıran türden bir cinayete değil, alenen işlenmiş bir cinayetin öyküsüne yelken açıyoruz.  Evet, ''Kırmızı Pazartesi'', kitabın kapağında da belirtildiği üzere, işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin trajik öyküsü. 

Öykünün anlatıcısı, çok zaman önce işlenmiş şaşırtıcı bir cinayetin işlendiği kasabasına geri döner ve olayın temeline inmek için kararlıdır. Çünkü bu hayret verici cinayet ve ona neden olan olaylar silsilesi onun çocuk gözleri önünde gerçekleşmiştir. Ne midir olanlar?

Kasabaya gelen oldukça zengin bir yabancı, Bayardo San Ramon, evlenmek için bir es aradığını söyler ve kasabanın en güzel kızlarından biri, Angela Vicario ile evlenir. Ancak, evliliklerinin üzerinden henüz birkaç saat geçmiştir ki Angela Vicario kendisini tekrar baba ocağında bulur. Sebep çok basittir: bu "onursuz" kadın evlenmeden önce bekaretini kaybetmiştir. Çılgına dönen ailesi Angela'dan, ona bu "onursuzluğu" yapan kişinin ismini vermesini ister. Ağzından bir isim çıkar: "Santiago Nasar!"

Santiago'nun gerçekten Angela'nın aşığı olup olmadığını ele vermez satırlar. Kimilerine göre Santiago, Angela'nın gerçek aşkını korumak için ortaya attığı bir paravandır sadece.

Bu ismi ellerine geçiren Angela'nın "akıl yoksunu" ikiz kardeşleri, kardeşlerini bu "onursuz" duruma düşüren Santiago'yu öldüreceklerini herkese, açıkça anons ederler ve onu herkes öldürüleceğini önceden bildiği halde, herkesin gözü önünde, defalarca bıçaklayarak öbür dünyaya postalarlar. 

Ve kritik soruyu sorarsınız kendi kendinize. Herkes cinayetin işleneceğini bildiği halde, neden kimse bu korkunç suçu durdurmaya çalışmamıştır? Neden seyirci kalınmıştır? Hikaye o muammalı, açıklanamaz sona doğru yaklaştıkça, aslında cinayeti işleyen zavallı ikiz kardeşlerin değil, seyirci pozisyonundaki bütün toplumun sanık sandalyesine oturtulduğunu görürsünüz. 

Oldukça düşündürücü bir kitap!

''Yüzyıllık Yalnızlık'', Marquez'in okuduğum ilk kitabıydı. Çok beğenmeme rağmen, kapsamı ve yoğunluğuyla göz korkutucu bir kitap olduğunu itiraf etmeliyim. Gücünü, sihirle süslü satırlarını (büyülü gerçekçilik) ve içerdiği o dört dörtlük sanatkarlığı sindirebilmek için oldukça yavaş yürümek gerekti sayfalarda. Kanımca ''Kırmızı Pazartesi'', daha hafif bir Marquez başlangıcı için en uygun adres.

Can Yayınları, 2009 (27. Basım)
Gabriel Garcia Marquez
1927 -

1 yorum:

  1. Yüz Yıllık Yalnızlık ve Kırmızı Pazartesi kitaplarını okumuştum. Ve bir sitede Tom Amcanın kulübesini okusak daha iyiydi latin Amerikalılar'ın derdi böyle masalsı mı anlatılmalıydı gibi bir yorum yapmıştım ki bence saygısızlık değildi. Neymiş Marguez' in iyi bir yazar olduğu gerçeğini değiştiremezmişim gibi bir veryansınla az kalsın linç ediliyordum. Büyülü gerçekçilik akımını da bu iki kitabı da çok sevmedim demenin nesi yanlış ki? Okumadan konuşsam kızabilir insanlar, yine de söyleyeceğim altını çizeceğim bir kaç zavallı cümle için okuduğum kitaplar... Ve okunulası bir çok şaheserin önünü boş yere abartılıp köpürtüldüğü için tıkayan kitaplar... Büyülü gerçekmiş, gerçek insanın gözlerini sihirle kapatmaz tam tersine gözümüzü gerçekle yüzleşmemiz için ona çevirir. Yine de değerli kitap dostu siz Kırmızı Pazartesiyi gerçekten okumalıyım hissi uyandıracak şekilde yazmışsınız. Bu kabiliyetinizden dolayı sizi kutlarım. Bloğunuzu çok beğendim.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails