1 Ekim 2010 Cuma

Yaşar Kemal - Ağrıdağı Efsanesi

Efsaneler, destanlar, söylenceler neden bu kadar ilgi çeker? Nostaljik oldukları için mi? İçlerinde barındırdıkları gizem midir buna sebep? Yoksa gerçek ya da hayali varlıkları, yer ve olayları olağanüstüleştirmesi midir bunun müsebbibi?

Benim için efsanelerin en ilgi çekici özelliği, o tüylerimi diken diken eden yalınlıkları ve derinlikleridir. Galiba zaten bu iki özellik, efsanelerin, geçmişle günümüz arasındaki kültürel aktarımın en önemli araçlarından biri olmalarını sağlamıştır. İşte bu noktada tehlikelidir biraz efsaneler, destanlar. Çünkü, zamanla toplumsal bilinçaltında öyle yer etmişlerdir ki milliyetçi zihniyet kalıplarının önemli bir besin kaynağı olagelmişlerdir. Aslında efsaneler değil de bu tür zihniyetlerdir ya tehlikeli olan... neyse...

Ne diyorduk? Yalınlık ve derinlik... İşte ''Ağrıdağı Efsanesi'' de bu yönüyle etkiledi beni. Yaşar Kemal'in diğer kitaplarında olduğu gibi öyle güzeldi ki dili; "bin yıllık baharın üstüne kepeneklerini atıp, gölün kıyısına fırdolayı oturmuş" çobanların, kavallarıyla can verdiği Ağrıdağı'nın Öfkesi'nin ne menem bir şey olduğunu deli gibi merak ettim. Ağrıdağı'nın Öfkesi nasıl olabilir, bu nasıl bir sestir diye kafamda canlandırmaya çalıştım sürekli.

Ahmet ile Gülbahar'ın aşkıdır efsanenin konusu. Ama bence efsanenin esas karakteri, töreye, dine ve Mahmut Han'a karşı duruşuyla Demirci Hüso'dur. Zaten efsanenin sonlarına doğru, sürekli çoğalan halkla birlikte Han'ın kapısına dayandıklarında söylenmesi gerekenleri yine o söyler:

"Biz hep böyle, her şeyde birlik olsak, kimse bize diş geçiremez. Bize dağlar, şahlar dayanmaz. Hiç kimse..."

Aslında bir aşk daha vardır hikaye edilen. O da zindancı Memo'nun Gülbahar'a olan aşkıdır. Ahmet'i zindandan saliverir, Gülbahar'ın saçının bir teli karşılığında. Bedeli de kendi canı olur.

Abidin Dino'nun resimleriyle süslenmiş sayfalar. Hepsi de ayrı bir güzellik katıyor efsaneye. Okurken bir hoşluk daha yasayayım diyorsanız, o zaman ara sıra Moğollar'ın Ağrıdağı Efsanesi'nin sesi de karışsın sayfalara. Ama ara sıra yapın bunu. Ağrıdağı'nın Öfkesi, o kaval sesi ortadan yok olmasın.


Yapı Kredi Yayınları, 2010 (21. Basım)
Yaşar Kemal
1923 - 

5 yorum:

  1. başlayıp, "çok güzel, bunu başka zaman okumalıyım" diyerek bıraktığm kitaplardan.

    YanıtlaSil
  2. Yeni basımlarında da Abidin Dino'nun çizimlerine yer verilmesiiyi olmuş.Çok sevmiştim bu kitabı.Önerdiğim herkes burun kıvırdı efsane diye,üzülmüştüm.Hakettiği değeri veren birilerinden tekrar anımsamak iyi oldu.

    Kitapla kalın ...

    YanıtlaSil
  3. Efsaneler beni hep cekmistir. Bu aralar okudugum Istanbul Hatirasi'nda da beni etkileyen tek sey Istanbulla ilgili farkli zaman dilimlerine yayilmis efsaneler oldu acikcasi.

    Hepimiz kitapla kalalim...

    YanıtlaSil
  4. yaşar kemal gibi büyük bir üstad için ne söylenebilir ki... bende 2005'ye kadar yazdığı tüm kitapları set halinde var.. ağrı dağı efasanesinin yeri ise çok özel.. çünkü bu efsanenin geçtiği mekanlarda bizzat bulunma fırsatım oldu.. hem bu efsaneyi okumak hem de ishak paşa sarayında, hani baba türbesinde ve doğubayazıtta bulunmak bu anlamda büyüleyiciydi.. çok güzel bir paylaşım.. teşekkürler.. oktay bey... beni o günlere götürdünüz. bebegimincicileri.blogspot.com

    YanıtlaSil
  5. blogunuzu yeni keşfettim ve izlemeye alıyorum.. yeni paylaşımlarla görüşmek dileğiyle...

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails