22 Kasım 2010 Pazartesi

Mario Vargas Llosa - Kent ve Köpekler

Kent ve Köpekler, haftaya başlamadan önce Llosa'nın okumayı en çok istediğim kitabıydı. Daha çok gençken yazmış olması, bir dönemin Peru'sunu bütün yönleri, farklılıkları ve ceşitliliğiyle ele alması, benim için cazibeli bir kitap olması için yeterliydi. Palomino Molero ile yaptığım hızlı girişten sonra, Kent ve Köpekler ile devam etmem kaçınılmazdı.


"Kent", Peru'nun başkenti Lima... "Köpekler" ise Leancio Prado Askeri Okulu'nun çömezlerine verilen isim... Bu askeri okula bir şekilde yamanmış çocukların çogu ya suç işlemiş ve disiplin altına alınması gereken tipler ya da sertleşmeleri gereken pısırık "iyi aile" çocukları... Amaç hepsini "erkekleştirmek", gerçek bir "erkek" haline getirmek. Ancak, "erkek" olmaları için tıkıldıkları okul paradoksal bir biçimde  disiplinsizliğin hat safhada oldugu bir yer. Bu ergenlerin hemen hepsi okulca yasaklanmış davranışların başrolünde: okuldan kaçmak, sigara içmek, alkol tüketmek, hırsızlık, pornografi... İçlerinde en tehlikelisi ise kabadayılık ve güçlünün güçsüze kurban edilişi. Aslında, romanın üçte birlik bölümü, erkek ergenler için - özellikle erkek egemen toplumlarda - olağan iki "erkek" ana konusunun detaylı bir portresiyle geçiyor: maçoluk ve mastürbasyon. Zamanla, öğrecilerin geldiği sosyal tabakaya bağlı olarak keskin bir hiyerarşi ortaya çıkıyor ve güçsüzün başı acımasızca eziliyor.


Doğrusunu söylemek gerekirse, bu bahsettiğim üçte birlik bölümü okumak pek de kolay olmadı. Anlatım, adeta bir sarkaç gibi birinci tekil şahıstan üçüncü tekil şahısa sürekli savruluşuyla biraz kaotik. Bir ara gerçekten sıkılmaya başladiığımı söyleyebilirim. Artık bu yoz lümpenlerin karanlık yaşamlarını kıracak bir şey olmalı diyordum kendi kendime. Çok şükür Llosa beni daha fazla bekletmedi...


Gaddarlık, vahşet uç noktalara vardı! Llosa suçu işleyenlerin bunu nasıl bilinçli ve vicdanları rahat bir şekilde yaptıklarını, suçu soğukkanlı bir şekilde nasıl rasyonalize ettiklerini etkileyici bir biçimde sunuyor.


"Kent ve Köpekler", beni erkeklik, erkek olma süreci ve ülkemiz hakkında epey düşündürdü. "Erkeklik", "maçoluk" bizim gibi erkek egemen, militarize ve sürekli teyakkuzda toplumlar için de önemli konulardan biri. Erkek olma hikayesi daha "Hadi göster bakalım amcalara pipini de görsünler analar ne yiğitler doğururmuş!" böbürlenmesiyle başlıyor, sünnet ritüeliyle devam ediyor, bayrağımıza selam vermeden geçen kuşu bile düşmanlaştırarak, her sabah and içerek militerleşiyor, tabulaştırılmış cinsellikle sapkınlaşıyor ya da hadım ediliyor, askerlikle de taçlanıyor. Sonucunda ne mi oluyor? Biz yarı ergen "erkek", histerik yetişkinler(!) ortada cirit atıyor. Erkek egemen militer yapıyı nasıl kırarız minvalinde tartışmalar yerine, o yarığı nasıl daha da derinleştirebiliriz tadında, "tadından yenmez" atışmalar, hareketler boy gösteriyor. Biri (Edi) çıkıyor "Kadınla erkek zaten eşit olamaz!" diyor. Öbürü (Büdü) de "Bıktım artık bu konuları tartışmaktan!" buyuruyor. İşin garibi de tartışmaktan sıkıntı duyduğu konu sürekli kendilerinin pişirip pişirip önümüze çıkardıkları bir mevzu ve bahsettiğim yarığı bir daha kapanmamasına derinleştirecek, erkeği daha da "erkekleştirecek", kadını da daha da küçültecek türden bir dinamit.


"Kent ve Köpekler", Palomino Molero'dan sonra doğru ve iyi bir seçimdi...


Can Yayınları, 1984 (1. Basım)
Mario Vargas Llosa
1936 - 

3 yorum:

  1. Bir erkeğin bakışı ile Kent Köpekler yorumu okumak çok iyi geldi. Sanırım kadın olmamdan dolayı çok sevmediğim bir Llosa kitabı oldu. Yorumunu okumak kitabı okumaktan daha keyifliydi.

    YanıtlaSil
  2. Tuba ErkmenŞubat 25, 2012

    Kitaptan neredeyse büyülendim.
    Saldirganlik ve vahset dayanilir gibi degil, fakat bunun ne gibi toplumsal, ailesel arka planlardan gelerek olustugunu o kadar ustaca anlatmis ki... Bir ana olay örgüsünün icinde, birkac hayat hikayesini hic yadirgatmadan aktariyor. Birinci ve ücüncü sahislar arasinda atlayip duran anlatim, bana (tam tersine) cok akici geldi, beni asil sürükleyen sey oldu. Yazarin bu sekilde yarattigi tüm cagrisimlar gözümün önünden son derece hizli sahneler hâlinde, âdetâ "tamtamlar" esliginde gelip geciyordu. Her kisisel anlatimin yarida kesilisinde, devam edecegi yeri iple cekiyordum. Insan kendini o cocuklarin yerine koyuyor, "O aileye ben dogmus olsam aynen bunlari yapacaktim." diyor, ayrica iclerindeki desteksiz kalan masumiyete de sahit oluyor ve onlari yargilayamiyor. Cünkü yazar, o insanlarin gözünden ne nasil görünüyor, cok iyi anlamis ve onlara anlattirmis. Kitaptan bir an bile sikilmadim; Roza Hakmen'in cevirisi de ustacaydi ve belli ki cok emek harcanmisti, ancak orijinalinin cok daha akici olduguna süphe yok.
    Peru toplumunun, bize cok benzer yanlari olan, ama siddet konusunda bizim tabularimizi bile cok cok asan bir toplum oldugu kanisina vardim. O okulda ve erkek olmadigima da sükrettim! Yazara bu büyük eser icin sükranlarimi sunuyorum.

    YanıtlaSil
  3. Tesekkür ederim yorumunuz icin. Bana "Kent ve Köpekler"'i yeniden hatirlattiniz. Roman, yazimda da belirttigim gibi, beni de bircok konu - erkeklik, erkek olma süreci, vs. - hakkinda düsünmeye sevk etmis ve Latin Amerika toplumlari ve bizim toplumumuz arasindaki benzerliklere/farkliliklara baska bir gözle bakmama vesile olmsutu. Bu özelligiyle de oldukca doyurucu bir romandi dogrusu.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails