22 Kasım 2010 Pazartesi

Mario Vargas Llosa - Palomino Molero'yu Kim Öldürdü

"Palomino Molero... Bolerolar söyleyen yakışıklı çocuk..."


Llosa haftasına başladığım kitap "Palomino Molero'yu Kim Öldürdü?". Kısa olmasıydı buna sebep. Hafif bir giriş yapmak istedim anlayacağınız. Llosa, "Katil kim?" gizemi ardında, sınıfsal önyargıyı/ayrımcılığı işliyor romanında.


Suç Palomino Molero'nun işkence edilerek vahşice katledilmesi. 1950'lerin Peru'sunda garip bir yerdeyiz - yerel polisin kendi araçlarının olmadığı, bir yerden diğerine gitmek için tavuk kamyonlarını kullandığı, yerel genelevin rahip tarafından bir yerden öbürüne sürekli kovalandığı, filmlerin açıkhava sinemalarında kilise duvarına yansıtılıp izlendiği, bu ve buna benzer daha birçok garipliğin hüküm sürdüğü bir yer... Davadan sorumlu iki kişi: Teğmen Silva ve yardımcısı Lituma. Silva bir sorgu "uzmanı". Kimi zaman oldukça sadist, kimi zaman da saygıyı kibarlıkla birleştiren bir yörüngede. Lituma ise öğrenmeye hevesli ve kolay etkilenen bir tip. 

Molero'nun yaptığı seçimler ve onlardan çıkardıkları ipuçları, Teğmen Silva ve Lituma'yı suçlulara yönlendiriyor. Molero askerlikten muaf olmasına rağmen orduya kaydolmuş biri. Aşkı ona bunu yaptırıyor. Sadece şarkılarda, filmlerde olabilecek, herkesin arzuladığı ancak inanmadığı, deri rengi ve sınıflar arasındaki bariyerleri yıkacak türden bir aşk. Bir suç aslında!

Ve bu dramada 4 oyuncu var: kurban Molero ve 3 zanlı.

Suçlu sonunda bulunuyor. Gerçekten bulunuyor mu acaba? Llosa'nın olay hakkında çektiği her temiz çizgi, birkaç satır sonra bulanıklaşıyor. Kuşkuya düşüyorsunuz. Ama, gerçek de bazen muğlak değil midir? Tıpkı Teğmen Silva'nın yardımcısı Lituma'ya söyledigi gibi:

"En gerçek görünen gerçekler, onlara tüm açılardan ve en yakından baktıktan sonra yalanlara ya da yarım gerçeklere dönüşür."

Romanın ismine aldanıp, sağlam bir polisiye beklerseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Eğer başka bir gözle geçerseniz sayfaların üzerinden, yani işin katil kovalamaca kısmını es geçip, yazımın başında bahsettiğim sınıfsal, ırksal ayrımcılığı okursanız, daha keyifli olabilir.


Gene de fena bir Llosa başlangıcı sayılmazdı.

Can Yayınları, 1991 (1. Basım)
Mario Vargas Llosa
1936 - 

3 yorum:

  1. ben de bu kitapla başladım,ama maalesef araya bayram girince kaldı.hoş ben bir hafta da üç kitap zor okurum,ama başladım,artık aralık ortası gibi üç kitabım biter.siz süpersiniz üçü de bitmiş :)

    YanıtlaSil
  2. Bir yerde ciddi bir polisiye olduğunu okumuş ve merak etmiştim demek gerçekte durum öyle değil...

    YanıtlaSil
  3. Ben de kısa ve polisiye olduğu için bu kitapla başladım :) Dediğiniz gibi polisiye olarak değilde alt metin olan sınıflar arası ayrımcılığı okursanız daha keyifli.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails