29 Haziran 2010 Salı

Selçuk Altun - Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir

"Ey Türk gençliği! Hem kitap okumazsın, hem de okuyanla alay edersin."

Geçen hafta işim gereği uzun sayılabilecek bir tren yolculuğu yaptım. Küçük bir Çek Cumhuriyeti kasabası Ceska Lipa'ya... Tren harekete geçti ve elbette başladım sayfaları çevirmeye. Varana kadar elimden düşmedi kitap. Öyle ki Dresden'den baslayıp Almanya sınırını biraz geçinceye kadar süren o şahane Elbe nehri eşliğindeki manzara bile sadece birkaç kere yüzümü pencereye döndürttü. Kitabın kahramanı Sina'nın, kaybettiği sevgilisi Çela'yi ve dünyanın en iyi yazarını arayışı elbette bunda etkiliydi. Ama, beni sayfalara asıl başlayan başka türlü bir şeydi. Kocaman bir sanat galerisi ya da devasa bir kütüphane gibiydi bu kitap. Her sayfada yeni bir yazar, yeni bir kitap, yeni bir tablo tüm gösterişiyle salınıyordu. Seç, beğen, al, oku! 


Bu bağlamda ufuk genişleten bir kitap tek kelimeyle.


Biraz moralim bozuldu açıkçası. Kendi kendime söylendim: "Bir de kendini cok okuyor zannediyorsun. Baksana bilmediğin, adını bile duymadığın neler var!" Ama, biraz düşününce kitap yolculuğunun sonu olmadığını, mutlaka eksik bir şeylerin kalacağını kendine tekrar hatırlatıyor insan.


Selçuk Altun'un kendi deyimiyle "kitapçoksever" olmaya daha çok yolum var sanırım...

Sel Yayıncılık, 2007 (14. Basım)
Selçuk Altun
1950 -

28 Haziran 2010 Pazartesi

Adnan Binyazar - Ölümün Gölgesi Yok

"Ölümün ardından söz tükeniyordu. Sözü söze ekleyen dilim, ağzıma kurşun dökülmüş gibi katılaşmıştı. O anda, dişsiz ağzında ağıtlar geveleyen bin yaşında bir kadın kadar kocamıştım..."


"Yazılışı tehlike yaratacak" çocukluğunu anlatıyordu Masalını Yitiren Dev'de Adnan Binyazar. Kendi söyleyişiyle "...gözü yaşlı sözcüklerin tuzağına düşmeden...", iç baymadan, nesnel bir biçimde.


Ve "Ölümün Gölgesi Yok"... 2005 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandığı, bir başka anı-romanı Binyazar'ın. Okuması güç bir kitap. Neden mi?


Köy Enstitüsü'ndeki eğitimi bitince Çorum'da öğretmenlige başlar Adnan Binyazar. Orda tanışır Filizle. Birden 'filiz'lenen bir aşktır bu. Hem de nasıl güzel bir aşk! 


"Sabahları ben uyanmışsam, onun da uyanmasını isterdim. Onu geceleri benden çalan uykunun düşmanıydım..."

El ele geçen onca güzel gün, ay, yıl... Sonra amansız bir hastalık... Sevgilinin gözler önünde eriyişi, tükenişi, bitişi... Ve insanın elinden hiçbir şey gelememesi...

Filiz'inin ölümüyle içine gömdüklerini, haykıramadıklarını kağıda döküyor Adnan Binyazar "Ölümün Gölgesi Yok" ile. Gidene bir ağıt yakıyor!


İşte bu yüzden sol tarafta bir sızı duymadan okuması çok güç bir kitap...


Can Yayınları, 2009 (4. Basım)
Adnan Binyazar
1934 - 

27 Haziran 2010 Pazar

Toni Morrison - Sula

Morrison'un işlediği konuların başında  beyazların ve erkeklerin kontrolündeki bir dünyada, siyah kadınların yaşantıları gelir. "Sula"da da birbirinden tamamen farklı 2 siyah kadının keşfine çıkartıyor sizi: Nel ve Sula...


Nel, evlilik ve annelik hakkında daha geleneksel ideallerin cisimleştiği bir kadındır. O toplumun alışkanlıklarına, dayatmalarına teslim olmuş bir kıçocuğu, bir eş ve bir annedir. Nel'in yaşamı sanki annesinin yaşamının bir kopyasıdır: koca ve çocuklar tarafından tanımlanmış, sınırları çekilmiş bir hayat... Örneğin, romandaki şu basit sahne Nel'in hayatının, ondan beklenenlerin özetidir. Nel'in evlilik töreni annesinin evinde yapılmaktadır ve davetliler içkilerini halılara dökmekte, çocuklar kendilerini perdelerin içine paketlemektedirler. Normal şartlarda dünyayı ayağa kaldıracak annesi şöyle der: 


"Bugün sona erdiğinde, evi onaracak, ev işlerinin peşinde koşacak koca bir ömrü olacak zaten."


Ve Sula... Nel'in çocukluk arkadaşı, isyankar, başına buyruk ve 'ahlak dışı'... Sula, ailesiyle beraber bir yaşam istemez; otonom bir hayattır tercihi. Nel'in evliliğinden sonra şehri terk eder zaten. 10 yıl sonra geri döner ve bu geri dönüş yaşadığı yerin geleneklerine açık bir meydan okumadır ve elbette Sula karşısında herkesin birleştiği bir şeytandır artık.


Roman, şaşırtıcı olaylarla, gülünç serüvenlerle ve sıradışı karakterlerle doludur. Ama su yüzünde hep bu birbirinden farklı iki kadın ve yaptıkları seçimler vardır. Kitabın sonunda gelenekleri, toplumun çektiği kalın sınırları takip ederken nelerin gözden çıkarıldığını, nelerden feragat edildiğini Nel'in ızdıraplı kabullenişinde okursunuz. 


Toni Morrison çok katmanlı, birbirinden farklı ama ilişkili konunun iç içe girdiği yoğun yazınıyla en sevdiğim yazarlardan biri. "Sula"yı da Sevilen ve En Mavi Göz'den sonra keyifle okudum.

Can Yayınları, 1994 (1. Basım) 
Toni Morrison
1931 - 

15 Haziran 2010 Salı

Heinrich Böll - Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru


Flash, flash, flash! Altyazıyla son dakika haberi... Fonda iç bayan, acıklı bir müzik...  Yanda bir yanıp bir sönen manken fotoğrafları... 

Haberler(!) geldi mi gözünüzün önüne? Veya gazetelerin internet sayfaları

İşin vahim tarafı böyle haber aktarım yollarının beğenilmesi, tercih edilmesi. Sıfır içerik, bol görsellik, bol ajitasyon... Geçenlerde şöyle demiş vatandaş: "Öyle bilimsel, felsefi lugatlar parçalayarak değil benim anlayacağışekilde anlatıçünkü ben halkım..." Bunun Türkçe meali şu; yani 10 kelime ile, hap şeklinde, yukarıda tarif edildiği gibi anlatın ne anlatacaksanız. Böyle anlatın ki ben okumak, araştırmak, düşünmek ve yazmak zorunda kalmayayım. Yormayın beni! Mal geldim bu dünyaya, mal gideyim...

Ne ilgisi var şimdi bunların bu kitapla demeyin. "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" sansasyonel haber yaratma yollarına ve bunların hepimizin hayatına yaptığı tecavüze karşı yapılmış belki de en güzel eleştirilerden biri. 

Katharina Blum kendi halinde, ev işlerine bakarak geçinen bir kadındır. Lakin, hayatı, banka soyguncusu  ve hatta Baader Meinhof üyesi oldugu ileri sürülen biriyle bir gece geçirmesiyle toz duman olur. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu toz duman oluşa sebep o aşk gecesi değildir. Beraber olduğu kişi uzun süredir arandığı için tabloid basın olaya hemen el atar. Ama ne el atma... 4-5 gün içinde Katharina Blum sokağçıkamayacak hale gelir. Adeta Almanya'nın ahlaksızlık, iffetsizlik sembolü olur. Tehdit telefonları, imzasız mektuplar, imalar, onursuz teklifler birbirini izler. İşte bir insanı yerle bir etmek bu kadar kolay ve ucuzdur. Sonuçta haberleri yapan gazeteciyi röportaj yapmak için evine çağırır Blum. Ancak, adam ona sarkınca kurşunları boşaltır üstüne...

1974 yılında yazmış bu kitabı Heinrich Böll. Ne kadar farklıyız ki simdi?

Can Yayınları, 1999
Heinrich Böll
1917 - 1985

1 Haziran 2010 Salı

Pınar Kür - Asılacak Kadın

"Her gerçeğin iki yüzü vardır; bir görünen bir de görünmeyen." diye yazıyor kitabın arkasında. Ve gerçeğin görünen yüzüyle başlıyorsunuz okumaya... Önce küçücük bir üçüncü sayfa haberi karşınıza çıkıyor. Yalı cinayeti davası sonuclanmış, sanıklardan Melek Ebruzade için kalem kırılmış, genç aşığı Yalçın Özveren ise ömür boyu hapse mahkum edilmiştir. Sonra davanın yargıcı sözü alır birinci bölümde. Karşılaştığınız yargıcın kendi iç pisliğidir. Ve o kararını çoktan vermiştir... Melek'i görür görmez... Gerçek bu mudur acaba?


İkinci bölümde, dava boyunca ağzını açmayan, kendini savunmayan Melek'i dinleriz. Cahil, ezilmiş, kullanılmış bir kıçocuğu... Üçüncü bölümde de "genç aşık", kendince Melek'i kurtarmak isteyen, kurtardığını sanan Yalçın konusur. İşte bu iki bölümde mideniz bulanır. Zaten gerçekler hep mide bulandırmaz mı? Melek'e yapılanları okudukça insanlığınızdan utanırsınız. Peki en fenası ona yapılanlar mıdır? Daha fenası şudur kanımca:


"O ilk anda bana en korkunç gelen Melek'e yapılanlar değil de, bunu birçok kişinin yapabilmesi, birçok kişinin de yapılmasına göz yummasıydı sanırım. Genç bir kızın, zavallı, korunmasız bir kızın bir zorbanın sapıklığına kurban edilmesine bunca kişi katkıda bulunabiliyor, bunca kişi de olayı uzaktan, rahat rahat seyredebiliyordu. Olacak, akıl alacak şey miydi bu?"


Dahası var. Bu kitap "ar ve haya duygularını incitmek ve cinsel tahrik amacıyla yazılmıştır." gerekçesiyle mahkemelik olmuştur. Düşenebiliyor musunuz? Böylesi - ki bence ahlakçı - bir kitap bununla suçlanıyor, suçlanabiliyor bu ülkede. Bu bence su demek: Melek'e yapılanlara yol açan sapık zihniyet devam ediyor. Hem de nerede?


En fenası bu!

Everest Yayınları, 2004

Pınar Kür
1945 -
Related Posts with Thumbnails