28 Eylül 2010 Salı

Necip Mahfuz - Kahire Üçlemesi

Nobel Ödülü'nü almak için bile şehrini terk etmemiş bir Kahire aşığı Necip Mahfuz. ''Kahire Üçlemesi'' de en büyük eseri, bu Arap edebiyatinin toplumsal gerçekçi romanlarıyla ün yapmış büyük yazarının. Üç kitaptan oluşuyor haliyle bu üçleme: Saray Gezisi, Şevk Sarayı ve Şeker Sokağı. Kahireli tüccar bir ailenin 3 kusağını, I. Dünya Savaşı'nın başladığı yıllardan o ünlü Nasır darbesinin gerçekleştiği günlere kadar hikayeler Mahfuz üçlemesinde. Hem de öyle bir hikayeler ki sanki Kahire'nin içine, en derinlerine dalıvermiş bulursunuz kendinizi. Toplumun hemen hemen her kesiminin - bürokratlar, ev kadınlari, tüccarlar, şeyhler, koca bekleyen kızlar, öğrenciler, şarkıcılar, hayat kadınlari - kimi zaman kesişen çoğu zaman da birbirine teğet bile geçmeyen yaşam tarzlarını, zihniyet dünyalarını, geleneksel ile modern arasındaki çelişkiyi, çatışmayı ve sonucunda toplumsal değişimleri, dönüşümleri bütün rengarenkliğiyle nakleder Mahfuz. 

Saray Gezisi ile açılıyor üçleme. I. Dünya Savaşı yılları ve Mısır, İngiliz himayesi altında. Milliyetçi, bağımsızlıkçı hareketler kısık da olsa seslerini çıkarmaya başlamış. Böyle bir ortamda Ahmet Abdülcevat ve ailesiyle tanıştırıyor bizi Mahfuz. Ahmet Abdülcevat... Evinin içerisinde kimseye söz hakkı tanımayan, baskıcı, ataerkil değerlere sıkı sıkıya bağlı bir koca. Dışarıda ise muhabbetiyle sefa alemlerinin aranan adamı, herkesin coşkun takdirini, saygısını kazanmış zengin bir tüccar. Ahmet Abdülcevat'in bu birbirine tamamen zıt kişilik yapısı, geleneksel yapının çürümüşlüğünün de bir simgesi adeta. Abdülcevat ailesi - özellikle de Ahmet Abdülcevat - üzerinden bu yapısal çürümüşlüğe dolaylı bir biçimde eleştiriler getiriyor Necip Mahfuz. Ailenin özel hayatına daldıkça da, kendi ülkenizle paralellikler kuruyorsunuz. Örneğin, yolda yürürken Ahmet Abdülcevat'ın Türk versiyonuna omzunuzun çarpma olasılığı oldukça yüksek. Günümüzde bile...


Şevk Sarayı'nda objektif Ahmet Abdülcevat'tan çocuklarına kayar. Ahmet Abdülcevat daha çaptan düşmemiştir elbette. Sağlığında hafif teklemeler olsa da, ailesi üzerindeki sarsiımaz otoritesi ve gece alemlerindeki taht-ı revanı, aşk kaçamakları yerli yerinde durmaktadır. Kızları Hatice ve Ayşe evlenmişlerdir. Büyük oğlu Yasin ise kendisinin kötü bir kopyası olup çıkmıştır; ailenin utanç kaynağıdır. Saray Gezisi'nin küçük çocuğu Kemal artık üniversite çağındadır ve bence Şevk Sarayı'nda sayfaları - olumlu anlamda - işgal eden karakter odur. Kemal üzerinden şunu bir kez daha algılarsınız: her neslin sorunsalının, toplumdaki değişim ve dönüşümlere paralel olarak nesilden nesile birbirinden farklılaştığı gerçeğini. 


Ve üçlemenin son kitabı: Şeker Sokağı. Artık karşımızda eski günlerini gözleri nemli bir şekilde yad eden, kaçınılmaz sonun her saniye kendisine yaklaştığı bir Ahmet Abdülcevat var. İkiyüzlü yaşamı ve ailesi özellikle de karısı ve kızlari üzerindeki amansız baskısı nefret uyandırsa da, Ahmet Abdülcevat'ın bu hali insanı hüzünlendiriyor. Şeker Sokağı'nda da objektifin yönü değişiyor. Bu sefer hedefte 3. kuşak Abdülcevat'lar var. Torunlarla karşı karşıyayız. Biri yüksek mevkide bir bürokrat, biri Müslüman Kardeşler'e üye bir koyu dindar, diğeri de sosyalistlik yolunda ilerleyen bir gazeteci. 3 torun, 3 farklı yol... Ancak, bütün bu farklı yollar sonunda dönüp dolaşıp aynı yerde kesişiyor, 1952 yılında gerçekleşen ve Mısır'a uzun bir süre yön veren Nasır'in darbesiyle.


Son olarak kitabın arka kapağında gördüğüm küçük bir gazete başlığını buraya taşımak istiyorum. Necip Mahfuz 1988 yılında Nobel ödülüne değer bulunur ve Mısır'ın günlük gazetelerinden biri şu başlığı atar:

"Nobel, Necip Mahfuz'u kazandı."

Henüz Necip Mahfuz'u okumadıysanız bir an evvel yapın bu işi ve O'nu siz de kazanın.

Hitkitap Yayıncılık, 2008 (1. Basım)

Necip Mahfuz
1911 - 2006
Related Posts with Thumbnails