28 Eylül 2011 Çarşamba

Faik Baysal - Drina'da Son Gün

II. Dünya Savaşı sırası ve sonrasında eski Yugoslavya'da yaşanan trajedi, ailemin yaşam akışını kökünden değiştirmiş, doğup büyüdükleri, üzerinde yaşamlarını kurdukları topraklardan söküp atmış, soluk alabilecekleri başka diyarlar aramalarına neden olmuş. O kadar çok ve hem de başka ağızlardan dinledim ki yaşadıkları çaresizliği, keybettikleri canları, sıfırı tüketmelerini... Tüm bunları duygusal - ki olmamak mümkün değil - ama içine nefret sinmemiş bir dille ve değistiremedikleri o tatlı dilleriyle, dikkatle anlatırlardi ki; sanki hiçbiri yaşanmamış, hepsi birer masalmış gibi gelirdi kulağıma. Oysa içlerinde kim bilir ne fırtınalar kopuyordu...

"Drina'da Son Gün" de II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğramış eski Yugoslavya'ya dikiyor gözlerini. Balkan Türkler'inin aşırı milliyetçi Çetnikler ve Almanlar arasındaki sıkışmışlığını, can güvenliği sorunlarını, örgütlenme ve başkaldırma çabalarını, yörenin güçlü Türk ailesi Selmanoviçler ekseninde kağıda döküyor Faik Baysal. Döküyor dökmesine de bir şeyler eksikmiş gibi geliyor bana hep. Ailemin dilinden kulağıma ulaşan hikayelerdeki sıcaklığı, içtenliği, duygusallığı, hüznü bulamıyorum roman boyunca. Bunu da iki sebebe bağlıyorum: 'Türkler haydut olamaz; Türkler olsa olsa kahraman ya da insan olurlar.' gibi kulağımı tırmalayan hamasi söylemlerin romanın geneline yayılmış olması ve yine romanın bütününe sinmiş, tekrarlarla okurun gözüne gözüne sokulan didaktizm. Böyle olunca da tatmin edici bir okuma olmuyor benim için maalesef. Sadece böyle olmakla da kalmıyor, romanın büyümesi, daha geniş okur kitlesine kavuşması da sekteye uğruyor haliyle.

Balkanlar'a edebiyat üzerinden bir yolculuk yapmak istiyorsaniz, önce başka durakları ziyaretle ise başlayabilirsiniz. Örneğin İvo Andriç'in yazdığı "Drina Köprüsü", bunlardan ilki olabilir.

Can Yayınları, 2006 (1. Basım)
Faik Baysal
1922 - 2002

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails