9 Kasım 2011 Çarşamba

Oblomovluk: Bilinçli Ataletin Trajedisi

Haddinden fazla akademik ve can sıkıcı bir başlık olmuş değil mi? Oblomov gibi, adı bir insanlık halinin tanımlanmasına ilham olmuş, ünü sınırlarını aşmış bir kahramanı, içine kıvrıldığı meşhur hırpani hırkasından çıkarıp bunun gibi clichélere hapsetmek, bununla yetinmeyip Oblomov'u Oblomov yapan koşulları görmezden gelerek, onu tembellikle, uyuşuklukla yaftalayıp özündeki saflık ve iyi niyeti, ruhunu ve bedenini tümden işgal etmiş ataletin bilincinde oluşunu bir kenara itmek, ona yapılacak en büyük kötülüklerden biri olurdu herhalde. Ben elimden geldiğince böyle yapmamaya özen gösterip, Oblomov'la ilgili hissiyatımı, onu ortaya çıkaran toplumsal koşulları açık etmek istiyorum yazımda. Öbür türlüsünü yapmak, yani bu 'gönül adamı'nın karşısına dikilip yanlışlarını söylemek, onu parmağımı sallaya sallaya azarlamak, - okurken bazen kendimi zor tutsam da - "Kalk artık, harekete geç!" demek, inanın elimden gelmiyor. Yattığı yerde o tatlı, zararsız uykusuna devam etsin istiyorum.

Oblomov'u nasıl anlatmalı? Kendisinin toplumsal kaderin bir kurbanı olduğunu anlamak, ortada Oblomovluk diye bir trajedi varsa eğer bunu daha iyi kavrayabilmek için, Oblomov'un kişisel tarihine bir göz atmanız, hatta o meşhur rüyasını sizin de görmeniz gerekiyor. Oblomov bir derebeyi çocuğu, ama  - talihine yansın - yüzyıllar sürmüş bu aristokratik toplumsal düzenin can çekiştiği zamanlarda açmış gözlerini. Rüyasındaki cennetini, Oblomovka'daki çiftliğini ve kölelerini kahyasına bırakıp devlet aygıtının şemsiyesi altında yükseleceği umuduyla atmış büyük şehre kapağı. Oblomovka'nın hiçbir çaba harcamadan her şeyi önüne getiren dingin yaşamı ile Rus şehirlerinde yeni yeni filizlenen, ekmeğin aslanın ağzında olduğu hareketli düzen arasındaki fark, birbirinden tamamen farklı bu iki dünya arasındaki çelişki, sudan çıkmış bir Oblomov yaratıyor. Böyle bir hayata küçüklüğünden beri alış(tırıl)mamış, - ataletin adeta nesilden nesile aktarılarak - değerin çalışmamakta olduğu aşılanmış Oblomov, toplumdışı, uyuşuk, elle tutulur tek eylemi düşünmek, hatta çok ve hep düşünmek olan bir insana dönüşüyor. Düşünüyor, taşınıyor, planlıyor, ama her şeyi yarına bırakıyor, erteliyor, bir türlü eyleme geçemiyor. Yerine, atıyor yamalı hırkasını sırtına ve uzanıyor. Tüm bunların sürekli bilincinde , ara sıra da haline isyankar bir Oblomov ortaya çıksa da, elinden hiçbir şey gelmiyor zavallının.


İşte böyle... Keskin değisimlere / dönüşümlere ayak uyduramayanların tek bir fıskeyle her dönem ve her daim diskalifiye edildiği bir dünyaya doğmuş insancıklarin trajedisidir Oblomov.


Son söz: Okuduklarının şekline şemaline fazla önem vermeyen, görüntüyü önem sırasının sonlarına koyan biri olsam da İş Bankası Kültür Yayınları'na, Oblomov gibi bir klasiği bana böylesine kaliteli bir baskı ve çeviriyle (Sabahattin Eyüboğlu - Erol Güney) okuma keyfi yaşattıklari için teşekkür ediyorum.

İş Bankası Kültür Yayınları, 2011 (10. Basım)

Ivan Alexandrovic Goncarov
1812 - 1891

5 yorum:

  1. akademik düzeyin can sıkıcı işlevi yanında "derinlik vaat eden" niteliğini de ortaya koyan başarılı bir başlık olmuş.

    YanıtlaSil
  2. umarim icerik de basligi desteklemis, dag fare dogurmamistir.

    YanıtlaSil
  3. herkes oblomov olamaz ! ilginçtir ben de son postumda oblomovdan sevdiğim bir paragraf yayınladım.oblomov bur da '' daha iyisini göremedim '' diyor ve oblomovluk başlıyor...

    YanıtlaSil
  4. içerik pek akademik değil aslında. iyi ki değil.

    YanıtlaSil
  5. @piktobet akademik bir yazi yazmak amacinda olmuyorum hic; zaten kendimi öyle bir yetkinlikte de görmüyorum. Dediginiz gibi iyi ki de öyle degil.

    @pelinpembesi yazini görmüstüm ancak havuclu-tarcinli keke kilitlenmekten yazilanlari kacirmisim...

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails