19 Eylül 2012 Çarşamba

John Fowles - Koleksiyoncu

"Koleksiyoncu" bana fena halde Pınar Kür'ün "Asılacak Kadın" isimli romanını hatırlattı. Konusuyla değilse bile anlatım biçimiyle... Orda da kamera yönünü değiştirir, hikayenin anlatıldığı 3 bölüm boyunca. Önce yargıç başlar anlatmaya, sonra asılması elzem kadın Melek Ebruzade alır mikrofonu eline, en sonunda da Melek'in genç aşığı Yalçın Özveren... Okuru gerceğin peşine, 3 farklı bakış açısıyla düşürür Pınar Kür. "Koleksiyoncu"'da da durum farklı degil. Önce obsesif-patetik aşık, kelebek koleksiyoncusu Frederick Clegg vuruyor sazın teline; ardından da koleksiyonunun en değerli parçası, güzel resim öğrencisi Miranda'nın günlüğü çıkıyor karşınıza. Son iki ve öncekilere göre oldukça kısa tutulmuş bölümde ise, Miranda'nın ona verdiği isimle yine Caliban anlatıyor, siz dinliyorsunuz ve insanı - daha da - dehşete düşüren bir finalle noktayı koyuyor ilk romanına John Fowles.

Clegg, kendi halinde bir memur. İki temel uğraşı var: kelebekler ve güzel Miranda. Şans oyunları yüzüne gülüyor talihli Clegg'in; ardından, yaptığı planlar dahilinde önce ıssız bir yerde büyük bir ev satın alıyor, içini özenle bir hapishaneye çeviriyor ve Miranda'yı kaçırıp oraya tıkıyor. Clegg'in tüm bunları neden yaptığını, kendi ağzından dinliyorsunuz ilk bölüm boyunca. Gözünüz Miranda'nın yazdıklarına değdiğinde ise tutsaklıktan kurtulmak, ölü bir kelebek olmamak için verdiği fiziki ve psikolojik mücadeleyi, Caliban'a bazen acıyarak çokça da nefretle bakışını okuyorsunuz gün gün, sayfa sayfa.

Böyle yaparak, yani romanının iki kahramanının aklına ve yüreğine girerek, onların aklı ve yüreğiyle konuşarak çok önemli bir şey yapıyor John Fowles. Tüm çelişkileri ve gel-gitleriyle iki İNSANı anlatıyor aslında romanında. Mutlak kötü ve mutlak iyi sığlığına düşmeden... Ne zalimi baştan aşağı yerin dibine sokarak ne de mağduru melekleştirerek... Caliban'a tüm bunları 'neden' yaptığını sorarak ve cevabını ona verdirerek... (Yanlış anlaşılmasın; 'neden' yaptığını bilmek yaptıklarını elbette meşrulaştırmıyor. Ama, 'neden' diye sormadan nasıl anlayabiliriz ki insanı ve eylemlerini?) Miranda'nın mağduriyetinin yanında, entellektüel ve kültürel züppeliğini de gözler önüne sererek... Özetle hepimizin, yani insan denen varlığın içinde barındırdığı iyi - kötü karşıtlığını ve birlikteliğini unutmadan...

"Koleksiyoncu"'da dikkatimi çeken bir başka şey de, başka edebi eserlere bazı göndermelerin olması. Örneğin Jane Austin'den "Emma", Salinger'den "Çavdar Tarlasında Çocuklar" ve Alan Sillitoe'den "Cumartesi Gecesi ve Pazar Sabahı" bunlardan bazıları. En göze batan göndermeler ise Shakespeare'in "Fırtına" isimli oyununa... Miranda, Ferdinand (Clegg Miranda'ya kendini bu isimle tanıtıyor) ve Caliban... Hepsi de ''Fırtına'''nın oyuncuları.

İyi bir başlangiç oldu "Koleksiyoncu". John Fowles'un diğer kitaplarını da okuyacağım.

Ayrıntı Yayınları, 2011 (4. Basım)

John Fowles (1926 - 2005)

2 yorum:

  1. bu aralar sıkça adını duyuyorum ama bekleteceğim biraz daha ...teşekkürler..

    YanıtlaSil
  2. Benim de adını sıklıkla duyduğum, okumak istediğim yazarlardan biriydi. Koleksiyoncu iyi bir başlangıç oldu.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails