30 Ocak 2012 Pazartesi

Michel Tournier - Cuma ya da Pasifik Arafı

İnsanın ağzını yaralar kaplayınca yazma yetisi de sekteye uğrar mı? Kalemi de yaralanır mı? Doğru düzgün konuşamamak, yazamamayı da beraberinde mi getirir? Yirmilik dişlerimin bunca yıl sonra gelen ihaneti yüzümü gözümü şişirmekle kalmadı, konuş(a)mayan, keyifsiz, zaman zaman da lanet bir insana çevirdi beni. Aynı zamanda doğru düzgün hiçbir şey yazamayan bir mahluka. Günlerdir bu böyle... Artık durumu tersine çevirmek için caba göstermenin vaktidir. Bunu da bu ay okuduğum özel bir kitapla yapmak en güzeli galiba. Michel Tournier'in "Cuma ya da Pasifik Arafı" ile tekrar açıyorum bir süre kapalı duran perdeyi.

Robinson Crusoe'yi yeniden yazmak?! Michel Tournier'in 1967 yılında çıkan, bir yıl sonra da Fransız Edebiyat Ödülü'nü (Grand Prix du roman de l'Academia francaise) kazanan bu önemli romanını, bilindik bir hikayenin modern bir yeniden anlatımı diye nitelemek ona yapılacak en büyük haksızlık olurdu kanımca. Oysa Tournier'in versiyonu, Daniel Defoe'nin macera dolu klasiğinden o kadar farklı tatlar, sürprizler barındırıyor ki içinde... Aynı kurgu içerisinde - gemi kazasından sağ kurtulan, yoktan bir koloni, bir medeniyet yaratan, Cuma ile karşılaşan bir Robinson -, aynı karakterlere farklı roller yükleyerek, Defoe'nin ünlü klasiğinden bambaşka çıkarsamalarla, sonuçlarla, sizi bambaşka bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor Tournier. Kitabın boyutuna (220 sayfa) bakınca mesafe olarak kısa görünecek olsa da gözünüze Pasifik'teki bu yolculuk, anlam bakımından öyle derin sularda yol alacaksınız ki, insan doğası üzerine durup durup düşünmeden edemeyecek, doğrularınıza meydan okumadan basıp gidemeyeceksiniz.


"Cuma ya da Pasifik Arafı"'nı okumamı tavsiye eden ve Michel Tournier ile tanışmamı sağlayan 'Her Hikayenin Bir Anlatıcısı Vardır'a teşekkürlerimle...

Ayrıntı Yayınları, 2004 (3. Basım)

Michel Tournier
1924 - 

16 Ocak 2012 Pazartesi

Tahsin Yücel - Bıyık Söylencesi

"Bıyık Söylencesi" aklıma hemen Tahsin Yücel'in bir başka romanı "Sonuncu"'yu getirse de, kendisinin okuduğum en iyi Tahsin Yücel romanlarından biri olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim.

Okuyanlar hatırlayacaktır "Sonuncu"'nun Serencam'ını. Selami Harici Bey'in yıllar süren emeğinin ürünü, kimsenin içeriğini bilmediği, merak dahi etmediği, devasa boyutuna takılıp kaldığı şu meşhur kitap Serencam. Görüntünün içeriği yerle yeksan ettiği, her şeyin içinin boşaltılarak biçimden ibaret bir nesneye dönüştürüldüğü günümüz dünyasına Serencam aracılığıyla yapılmış trajikomik bir göndermeydi "Sonuncu". "Bıyık Söylencesi"'nde ise bir bıyık alıyor Serencam'ın yerini. Öyle bir bıyıkki bu bıyık, büyüdükçe onu taşıyan zavallı Cumali'yi küçültüyor, kişiliksizleştiriyor. Herkes gibi kendisi de bıyığına ondan ayrı bir varlıkmış gibi davranıyor, gün geçtikçe kendi kendine yabancı bir insan olup çıkıyor Cumali ve iyi düşünülmüş, vurucu bir finalle noktalanıyor, Tahsin Yücel'in takdir edilmesi elzem Türkçe'siyle su gibi akip giden bu roman.


Tahsin Yücel ile tanışmak isteyenlere ilk tavsiyem hep "Peygamberin Son Beş Günü" ya da "Yalan" olmuştu. "Bıyık Söylencesi" de bu romanların arasına katılmıştır benim icin. Hatta "Yalan"'ın göz korkutan boyutunu düşününce, "Bıyık Söylencesi"'nin rafine görüntüsü, başlamak isteyenler için cesaret verici kanımca.


Can Yayınları, 2010 (3. Basım)

Tahsin Yücel (1933 - 2016)

11 Ocak 2012 Çarşamba

Kaan Arslanoğlu - Devrimciler

Kaan Arslanoğlu, Sol Haber Portalı'ndaki haftalık yazılarını elimden geldiğince takip ettiğim yazarlarımızdan biri. 1988'de yayımladığı ilk romanı "Devrimciler"'den, geçen sene çıkan "Reenkarnasyon Kulübü"'ne kadar iki elin parmağından fazla roman sunmuş okuyucularına. Sadece romanla yetinmeyip "Futbolun Psikiyatrisi", "Politik Psikiyatri, Yanılmanın Gerçekliği", "Memleketimden Karakter Manzaraları", "Evrim Açısından Devrim" gibi incelemelerle de çıkmış huzura. Yani oldukça üretken bir değerle karşı karşıyayız. Cuma günleri çıkan yazılarını okusam da bahsettiğim kitaplarından hiçbirine değmemişti gözüm. Amcamın tavsiyesine kadar... Ve ardından ilk romanı "Devrimciler" ile yola çıkmaya karar verdim.

"Devrimciler", 80 askeri darbesi sonrasında 'kitle'yi bilinçlendirip tekrar harekete geçirme uğraşındaki bir grup devrimci öğrenciyi taşıyor sayfalara. Bildiri dağıtmak, afiş asmak, duvarlara yazı yazmak gibi masum faaliyetlerden, soygun gibi illegal eylemlere kadar uzanan bir yelpazede ve örgütlülük içerisinde, devrimcilerin birbirleri ve çevreleriyle - aile, apolitik arkadaşlar, polis, işkenceciler, asker vs. - olan ilişkilerini suçlamayan - ki buna benzer birçok kitapta suçlama küfre kadar varır - bir dille aktarıyor Kaan Arslanoğlu. Böyle olunca da yapılan eleştirinin çok daha samimi ve gerçekçi olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?


"Dervrimciler"'i özel kılan bir başka yanı da soluksuz okuduğum, aynı zamanda boğazımı da düğümleyen o uzun bölümü. Usta eleştirmenlerimizden Fethi Naci şöyle yazıyor:


"...işkenceyi anlatmakta... Türkçe'de yazılmış hiçbir romanda Kaan Arslanoğlu'nun yazdığı o unutulmaz 73 sayfanın mükemmelliğine rastlamadım."


Gerçekten de hem işkenceye maruz kalanın hem de işkenceyi uygulayanların içinde bulunduğu ruh halini o kadar iyi taşıyor ki sayfalara Kaan Arslanoğlu - ki kendisinin bir psikiyatr olduğunu hemen belirteyim - 73 sayfa boyunca, içinize oturan yumru büyüyor, büyüyor, büyüyor. Soluğunuzu kesene kadar... İlk Erdal Öz'ün "Yaralısın" isimli romanında tanışmıştım bu hisle ve şimdi Kaan Arslanoğlu aynı etkiyi yarattı tüm benliğimde. Artık bitsin istedim Bedri gibi:


"Bu ne kadar devam eder? Bırakacaklar sonunda. Her şeyin bir sonu vardır. Bu acının da bir sonu olacak. Ya bayılırım, ya bırakırlar. Dayan biraz."


Teşekkürler amcacığım!


Ithaki Yayınları, 2006 (1. Basım)

Kaan Arslanoğlu
1959 - 

9 Ocak 2012 Pazartesi

Ayşegül Devecioğlu - Başka Aşklar

* Geçen ay okumuş, ancak araya giren yılbaşı tatili sebebiyle yazıya dökememiştim "Başka Aşklar"'i. Sadece roman ve öyküleriyle değil, zaman zaman bianet.org'daki yazılarıyla da takip ettiğim yazarlarımızdan biri Ayşegül Devecioğlu. Son kitabını sayfama taşımadan yapamadım doğrusu. 

"Kuş Diline Öykünen" ismini verdiği ilk romanıyla girmişti kütüphaneme Ayşegül Devecioğlu. Ardından "Ağlayan Dağ Susan Nehir" vardı sırada. Kendi deyimiyle 'yerleşikliğin imkansız olduğunu bilen', 'yerleşik hayatı kekeleyerek yaşayan' çingeneleri sayfalarına taşıdığı, aynı zamanda 2008'de Orhan Kemal Roman Ödülü'ne layık bulunan kitabıydi bu. Yine bir roman beklerken kendisinden, "Kış Uykusu" başlığı altında topladığı, toplumsal sorunlara dokunan öyküleriyle çıktı karşımıza.

Ve şimdi 'Koltuk', 'Tek Çaresi Ölümmüş', 'En Çok Karşılaştığım Adam', 'Kötü', 'Kurşun Memed' ve 'Xet' isimli altı öyküden mükellef "Başka Aşklar" ile devam ediyor edebiyat serüvenine Ayşegül Devecioğlu. Başka coğrafyalar, başka insanlar ve başka hayatlar... Ve - adı üstünde - bambaşka aşklar... Varlığıyla değil,  yokluklarıyla aşklar... Bir türlü dile getirilememeleriyle aşklar çevrelese de bu altı öyküyü, Ayşegül Devecioğlu'nun diğer kitaplarına da içkin, kendisine sorun ettiği kimi konular da - örneğin cinsiyetçi ayrımlar ('Kötü'), bezen görünmeyen sınırlarla bazen de mayınlarla bölünen topraklar, hayatlar ('Xet') gibi - okurun gözlerine değiyor. Böyle olunca da çok katmanlı bir hal alıyor her öykü ve ilgi hep sıcak kalıyor.


Evet... Elde var iki roman, iki de öykü kitabı. Acaba eşitliği nasıl bozacak Ayşegül Devecioğlu? Bir romanla mı, yoksa yeni öyküleriyle mi? Yoksa bambaşka bir yazın türüyle mi çıkacak biz fani okurlarının karşısına? Merakla bekliyorum...


Metis Yayınları, 2011 (1. Basım)
Ayşegül Devecioğlu
1956 - 



Related Posts with Thumbnails