29 Mart 2012 Perşembe

"Beynimi Yiyorlar Anne!"

"Körleşme", bu büyük roman, okurken - ve hakkında yazarken - beynimi küçük ama acıtan ısırıklarla yiyip durdu. Tüketene kadar... Canetti beni önce 'Dünyasız Bir Kafa' ile tanıştırdı. Sonra sıra 'Kafasız Bir Dünya'ya geldi. En sonunda da dünyasız kafalarla, kafasız dünyayı birleştirip, 'Kafadaki Dünya'yı betimledi ve yok etti... Ve bunu daha 26 yaşındayken yaptı Canetti! Otuzlu yaşlarının başında seyreden bendenizin beynini ölesiye zorlayarak...

Kim bu dünyasız kafanın sahibi? Yaşayan en büyük sinolog (Çin dili ve kültürü uzman
ı) Profesör Kien... Kitap tutkunu, bir daha okuyamayacağı icin kör olmaktan ölesiye korkan, rüyasında kitaplarının yakıldığını gören, bilimi ve bilimsel uğraşı her şeyin üzerinde tutan, kadınlara uzak, sessizliği - ki sadece sessiz ortamlarda bilimsel çalışmalarını devam ettirebiliyordur - seven, insanlardan hoşlanmayan, birkaç parça eşyanın ve devasa boyutlardaki - 25000 kitaptan oluşan - kütüphanenin içini doldurduğu, sokağı ve dolayısıyla insanları görmemek icin pencerelerinin tavana yapıldığı bir apartman dairesinde yaşayan, garip, çevresinden kopuk, 'dünyasız' bir adam... 

Bir de - uzun zamandır okuduğum en illet karakter - Therese... 8 yıldır Kien'in hizmetçiliğini yapan, cahil, paradan başka hiçbir şeye önem vermeyen bu kadın, Kien'i göstermelik kitap sevgisiyle kandırıyor ve Kien, kitaplarının üstüne titreyeceğini sandığı Therese ile evleniyor. Bundan sonra 'dünyasız' da olsa bir kafanın yaşam alanının, yavaş yavaş nasıl daraltıldığını ve sonunda ele geçirildiğini anlatıyor Canetti ilk kısım boyunca. Önce kütüphanenin büyük bir bölümü işgal ediliyor, ardında da Kien evinden kapı dışarı ediliyor. Bu süreci öyle vurucu ve can yakıcı bir biçimde anlatıyor ki Canetti... Therese ile ilişkiye girmediğinde boğazı sıkılıyor, dövülüyor Kien. Kütüphanesinin cebren ve hile ile ele geçirilmesine ve maruz kaldığı zulme gözlerini kapayarak, gönüllü körlükle karşılık veriyor. Körleşmenin son aşamasında ise Kien artık taşlaşmayı / taş kesilmeyi yeğliyor. Tamamen edilgen bir varlığa dönüşüyor. Gerçekten ürkütücü bu satırlar. Sadece anlatılış bicimiyle alakalı değil bu durum. Anlatılanı bir de simgesel anlamda düşündüğünüzde, yaptırdığı çağrışımların canınızı yakmaması kaçınılmaz aynı zamanda.


Evinden atılan, 'dünyasız kafa'nın sahibi Kien karşısında bu sefer 'kafasız bir dünya' buluyor. Cüceler, hayat kadınlari, körler, dolandırıcılarla dolu karmakarışık bir şehrin ortasındadır artık. Ve bundan sonra atış serbesttir; 'kafasız dünya'nın her bireyine acımasiz bir saldırıya başlıyor, Salman Rushdie'nin dediği gibi herkese çullanıyor Canetti. 1931 yılında yazıya dökülen ve çıkarcı, iletişimsiz, nefret dolu, riyakar, açgözlü olarak tarif edilen bu 'kafasız dünya'nın, beraberinde hoş olmayan çağrışımlari getirmesi yine kaçınılmaz oluyor.


Ve 'Kafadaki Dünya'... Dünyasız kafasında ve kafasız dünyada yaşadıklarından sonra, kafasında oluşturduğu dünyadadır artik Kien. Yazdığım cümlenin garipliğinden de belli olacağı gibi hem kendisi - hem de ben - deliliğin sınırlarında(yız)dır artık. Son darbeyi de Kien'i ve 'kafa(sın)daki dünya'yı bekleyen trajik sonla indiriyor Canetti. Uykularını kaçıran rüya gerçekleşiyor ve kendi kitaplığını, yani kafasındaki dünyayı, kafasındaki kitaplarla birlikte kahkahalar eşliğinde ateşe veriyor Kien.


"Körleşme"... Yazımdan da anlaşılacağı üzere, bir solukta okunacak bir kitap hiç degil. Aksine 
çok zorlu bir okuma tecrübesi. Ama, korkmayın beyninizin yenip bitirilmesinden; Kien'in kurgusal oldugu kadar gerçek dünyasına siz de dalın! Bu başyapıtı mutlaka okuyun!

Payel Yayınları, 2011 (7. Basım)

Elias Canetti (1905 - 1994)
Related Posts with Thumbnails