17 Şubat 2013 Pazar

"Gâvuru gitti, mahallesi kaldı..."

"Uso'nun bitip tükenmek bilmeyen çan seslerine, yakındaki Şeyh Matar Camii'nin müezzini de 'ya sabır, ya sabır' diyerek katlanıyor, sonunda o da görevini hatırlayıp, tarihi Dört Ayaklı Minare'den sesleniyordu:
'Allahu ekber, Allahu ekber!..'
'Ding-dong, ding-dong!..'
'Allahu!..'
'Ding!..'
'Ekber!..'
'Dong!..'"

Aras Yayıncılığın açtığı büyük pencereden içeri Zaven Biberyan ile girmiştim. Onun "Yalnızlar"'ı ile adım atmıştım, kadim bir halkın edebiyatına. Mıgırdiç Margosyan ile devam ediyorum şimdi. Elimden tutup çocukluğunun Diyarbakır'ına, Hançapek'e yani "Gâvur Mahallesi"'ne götürüyor beni Margosyan. Diyarbakır Ermeni cemaatinin son göç dalgasıyla sessiz bıraktığı Surp Grigos Kilisesi'ne, 4 dilin (Ermenice, Kürtçe, Zazaca ve Türkçe) birden konuşulduğu, artık yerinde belki de yeller esen bir eve ve bugün yok olmuş bir kültürel çeşitliliğin nefes alıp verebildiği zamanlara...

Ve başlıyor anlatmaya. Hani toplanır ya tonton bir masalcı dedenin etrafına küçücük çocuklar... Dört açıp kulaklarını, dört gözle dikkat kesilirler ya... Bal damlıyordur ağzından çünkü yaşlı adamın. Margosyan da işte öyle betimliyor "Gâvur Mahallesi"'ni, öyle anlatıyor oradaki yaşamı ve sakinlerini. Masal gibi... Kure Mama'yı, Haço'yu, Dikran'ı, Nazar'ı, Tumas'ı, dişçi Ali'yi... Yediklerini, içtiklerini... Uğraşlarını, birbirleriyle ilişkilerini... Mahallenin sıcaklığını... Ermeni, Kürt, Türk, Süryani, Keldani, Yezidi... Neşeleri ve hüzünleriyle nasıl bir arada yaşadıklarını... Bir dili öbürüne ekleyerek, dilleri birbirlerine karıştırarak... 

Şimdi 'gâvursuz' bir mahalle oralar. Mıgırdiç Margosyan'ın dediği gibi: 'Gâvuru gitti, mahallesi kaldı...'

Not: Aras Yayıncılık bundan birkaç ay önce yeniden armağan etti biz okurlara Margosyan'ın kitabını. ''Üç Dilde Gâvur Mahallesi'' adıyla... Türkçe, Kürtçe ve Ermenice olarak... 

Aras Yayıncılık, 2012 (15. Basım)

Mıgırdiç Margosyan (1938 - )

7 Şubat 2013 Perşembe

Birgül Oğuz - Hah

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Cemal Süreya

Bir daha hiç giyilemeyecek bir parka... Duvara asılmış, yapayalnız kalmış artık. Ölüp gidenin ardında bıraktığı şeylerden biri sadece... Asıldığı çıplak, soğuk duvarı ısıtmaya çalışan... Öleni anımsatan... Yanlış söylüyorum; anımsamak için unutmak gerek oysa. Giden hiç unutulmuyor ki anımsayalım! Bir babanın ölümü... Önce ne olup bittiğini anlayamama, dumanlı bir hayal aleminde dolanma... Önü ayakkabılarla dolu bir sokak kapısı. Üst üste, devrik, dağınık, yığınla... Yerimde duramıyorum; çünkü bir an için dursam, sanki altında kalacağım o koskoca acının ya da ardında bıraktığı boşluğun. Ve sesler, bir anı bir ana ustalıkla ilikleyen... Yazıldıysa bozulmaz. Yeter ki başımız sağ olsun. Ölenle ölünmüyor, çok denedik olmuyor. Sonra, bardakların içinde dönen kaşıkların şıkırtısı, çaya uzanan dudakların höpürtüsü, çekilen bir tespih, çat çat, bir iç geçirme, tik tak ve ne olmuşsa olmuş, kaşla göz arasında durmuşum. İsyan... Ağzımdan canhıraş fırlayıp evin duvarlarına çarpa çarpa pelte olduktan sonra tüm o seslerin geldiği yere yığılan bir hece: ba. Tek bir hece... Aslında yarım kalmış bir kelime... Ve sessizlik... N'apalım, sabır! En sonunda da ölümü sahileştiren evraklar... Kabullenme... Başka çare mi vardır?..

Benim de babam öldü. 15 koca sene geçti üzerinden... Birgül Oğuz, ikinci öykü kitabı ''Hah'' ile - artık küllendiği yanılsamasına düştüğüm - yasıma dokundu. Hem gidenin ardında bıraktığı dolmaz boşluğu 'arabeskleştirmeyerek' - ki kolay değildir bunu başarmak -, hem de övgüye değer, özgün, şiirsel, imge yoğun bir anlatımla. Bencilce, kişiselleştirerek tuttuğumuz, tuttuğumuzu sandığımız, bazen başkalarıyla yarıştırdığımız yasın, özünde nasıl büyük bir ortaklık barındırdığını göstere göstere... 

Not-1: Tüm italikler kitaptan alınmadır.

Not-2: ''Hah'''tan önce Oğuz'un ilk öykü kitabı ''Fasulyenin Bildiği'''ni okumuştum. Kitaptaki  en beğendiğim öykülerden birinin ismi Pepe'ydi ve köpeklerin peygamberi Pepe, iki yanında salkım salkım köpekleriyle ''Hah'''ta da el salladı bana. 

Metis Yayınları, 2012 (1. Basım)

Birgül Oğuz (1981 - )


Not-1: Tüm italikler kitaptan alınmadır.
Not-2: ''Hah'''tan önce Oğuz'un ilk öykü kitabı ''Fasulyenin Bildiği'''ni okumuştum. Kitaptaki  en beğendiğim öykülerden birinin ismi Pepe'ydi ve köpeklerin peygamberi Pepe, iki yanında salkım salkım köpekleriyle ''Hah'''ta da el salladı bana. 
Related Posts with Thumbnails