4 Ağustos 2013 Pazar

Aslı Tohumcu - Taş Uykusu

Yüksekçe bir yerden, herhangi bir şehir meydanına baktığınızı hayal edin gözlerinizi kapatıp. Meydanın kalbinde küme küme insanlar... Kimileri ayaküstü bir şeyler atıştırıyor, kimileri koyu bir sohbetin içinde... Kimileri de yalnızlığının tadını çıkarıyor, kafasını saran koca kulaklıktan yayılan ezginin eşliğinde... Koşaradım, aceleyle karışıyor kalabalığın içine bazıları meydanın bir ucundan; bazıları da aheste aheste, etrafın keyfini çıkara çıkara, gördüğü güzelliklere şaşıra şaşıra... İşini bitirenler ya da göreceğini görenler de terk ediyorlar öbür ucundan meydanı. Şehrin kılcallarına, ara sokaklarına yayılıyorlar. Belki de başka bir meydana gitmek için...

Minyatür bir şehir meydanı gibi değil midir belediye otobüsleri? Yerinde duramayan, bir duraktan öbürüne salınıp duran bir meydan ama... Dolup dolup boşalan, çoğunlukla tıklım tıkış... Her kesimden, birbirini tanımayan onca insan bu 'yürüyen kamusal alan'a biniyor ön kapısından, 5 dakikada bir - sanki otobüste hiç kadın yokmuş gibi - tekrarlanan 'ilerleyelim beyler!' serzenişleri eşliğinde birkaç adım atıyor atabilirse, otomatik kapının ona çarpmamasına dikkat ederek dikiliyor merdivenlerde, varacağı yere varınca da iniyor oturgaçlı götürgeçin ön ya da orta ya da arka kapısından. Çoğumuz için bir sıkıntı vesilesi ya da - nötr bir ifadeyle - bizi A noktasından B noktasına taşıyan bir araç olsa da belediye otobüsleri, A ve B arasında geçen süre, yolculuğun kendisi rengarenk değil midir aslında? ''Memleketimden İnsan Manzaraları''... Merak etmez misiniz onca insanın aklından nelerin gelip geçtiğini? Kuyruklarını birbirine değdirmeden dolaşan tilkileri? Düşüncelerini okumak istemez misiniz kimi zaman? Hikayeler uydurmaz mısınız kafanızdan?

İşte tam da bunu yapıyor Aslı Tohumcu. Atlıyor bir belediye otobüsüne ilk durağından, mekana hakim bir koltuğa çörekleniyor ve başlıyor insanların düşüncelerinde dolaşmaya, onların iç seslerini bize duyurmaya. Temizlikçisi, öğrencisi, gazetecisi, emeklisi, yaşlısı, genci... Onların acıyla yoğrulmuş, şiddetle iç içe, cinnete meyilli hayatlarından yola çıkarak koca bir toplumun halet-i ruhiyesini gözler önüne seriyor. Tek bir umut ışığı bile sızmıyor onca insanın aklından. Öyle ki, okurken, 'Hiç mi mutlu insan yok bu ülkede?' diye sormadan edemiyorum kendime. Sormanın da bir anlamı yok aslında... Öyle olmadığı değişik kanallarla bize sürekli yutturulmaya çalışılsa da, hapı yutmuş, taş uykusunda, nereye toslayacağı belli olmayan koskoca bir otobüs bu ülke. ''Bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi!'' Tezer Özlü'nün dediği gibi...

Ben maalesef öyle yapamamış olsam da, otobüste okumanızı öneriyorum ''Taş Uykusu'''nu. İlk duraktan son durağa kadar bitirebileceğiniz bir uzunlukta zaten. Tabii, okumayı bırakıp, etrafınızdaki yılgın suratlardan kendi otobüs hikayenizi yazmaya başlamazsanız...

Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011 (2. Basım)

Aslı Tohumcu (1974 - )
Related Posts with Thumbnails