30 Aralık 2016 Cuma

Hasan Ali Toptaş - Kuşlar Yasına Gider

Adnan Binyazar ''Masalını Yitiren Dev'' isimli anı romanında şöyle yazıyordu:

''Yazılışı tehlike yaratacak bir hayat yaşadım ben, onun için yazmakta hep duraksadım. Çünkü yaşadığınız olayları anlatıya dökerken, gözü yaşlı sözcüklerin tuzağına düştünüz mü, televizyonlarda her gün onlarcası görülen yerli filmlerin ya da bayatlamaktan iyice kokuşmuş dizilerin baş kişisi oluverirsiniz."

''Masalını Yitiren Dev'' gibi - yer yer öyleymiş hissi verse de - anı ya da otobiyografik bir roman değil ''Kuşlar Yasına Gider''. Yine de konusu itibariyle Yeşilçam melodramlarına dönüşme tehlikesini içinde barındıran, ama, Binyazar'ın altını doğru bir biçimde çizdiği gibi gözü yaşlı sözcüklerin tuzağına düşmeyen, aksine insana dair ve insanca olanı ufuk açıcı bir Türkçeyle ortaya çıkaran, okuyana çoğu zaman duygu patlamaları yaşatan bir baba-oğul hikayesi ''Kuşlar Yasına Gider''... Ama, çokça karşılaştığımız gibi bir çatışma değildir söz konusu olan. Aksine, bir varmış bir yokmuş insanoğlunun en çıplak gerçeğine, ölüme yaklaşan bir babayla, Ankara'dan Denizli'ye bir görünüp bir kaybolan ecel atının eşliğinde ve türkülerin içinde ilerleyerek saatlerce, türküleri tırmanıp türkülerden inerek, türkülerden geçerek, türkülerde mola verip türkülerden hareket ederek yol alan oğlunun sevgi ve merhametle yoğrulmuş ilişkisidir bize sunulan.

Baba ve oğulun genel olarak suskunluklarla geçen ama çok köklü bir sevgiye dayanan ilişkisinin ipucunu veren, sadece bir baba-oğul ilişkisi olmayan, buna ek olarak görece gelişkin bir Batı ilinin (Denizli’nin) bir kasabasında dini tevekkülün, hurafelerin insan yaşamı ve ilişkilerindeki belirleyiciliğini de anlatan romanın bu açıdan da dokunaklı olduğunu söylemeliyim. Artık konuşamaz duruma gelen babasının işaretlerle ve oğlunun yardımıyla "tuttuğunun altın olmasını" dilediği, okuma yazma bilmeyen anasının "ay hilalken tarhana karılmaz, erişte kesilmez, salça yapılmaz, pekmez kaynatılmaz, çünkü bunlar ya kurtlanır, ya bozulur, kurtlanıp bozulmasa bile beti bereketi olmaz. Uzun ömürlü ve bereketli olması için bu tür şeyleri dolunay varken yapmak lazım, biz atalarımızdan böyle gördük" demesi buna örnektir. 

Adı bile şiirsel bu romanda bir (ana-) babanın evlatlarıyla gönenmek ve iyi bir evlat yetiştirmiş olmanın gururunu hissetmek için küçük jestlerin, işaretlerin bile yeterli olacağını gösteren bir örnek de, kendisi hakkında yapılan bir çalışmada söz verilmis olmasına karşın bu sözün tutulmayarak aldatılmış olmasını anlattığı babasının oğluna "sana da aldatılmak yakışırdı" cevabı dokunaklılılığının yanında öğreticidir de.
Ufuk açıcı bir dil dedim ya yukarda... Hasan Ali Toptaş doğup büyüdüğü topraklarda sıkça kullanılan kelimeleri, kendi deyimiyle Türkçenin kayıp incilerini de türkülerle beraber doyumsuz bir biçimde yediriyor romanına. Hıyallamak, hembembe sekmek, habahap karşılaşmak bunlardan bazıları...

''Romanı yazarken, Mardin'deki bir arkadaşıma 'Hembembe sekmek nedir, biliyor musun?' diye sormuştum bir ara; o da 'Boş boş gezmek' cevabını vermişti. Doğruydu elbette, hembembe sekmek bir tür gönüllü avareliktir. Ayrıca, şu hembembe kelimesindeki ritme bakar mısınız, inişli çıkışlı, adeta keklik sekişi gibi; nasıl da m harfinin, b harfinin omuzlarında yükselip yükselip e harfinin yumuşak dizlerine düşüyor... Çucukluğumdan beri bildiğim bu güzel fiili kullanmayıp da ne yapayım ben şimdi, çat diye çatlayayım mı?''

Şu bitmek bilmez koca yılda başıma gelen en iyi şeylerden biri oldu bu güzel romanı okumak, 2016'yı onunla kapatmak. Umut verdi, umut oldu... Sadece insana dair ve insanca olanı gerçekçi bir biçimde ve pırıl pırıl bir dille öne çıkardığı için değil, 'güzel' romanı, öyküyü, edebiyatı kendimce mumla aradığım şu kokmuş piyasa edebiyatı namlı dönemde bana yüksek sesle ''Sonunda!'' dedirttiği için...

Ve evet ''Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır''... Bir de Afyon'un Gömü kasabasına düşerse yolunuz, siz de hızınıza gem vurup yavaş yavaş saygıyla geçin ordan...

Bana bu yıl benzer ya da farklı nedenlerle ''Kuşlar Yasına Gider'''e yakın duygular yaşatan diğer kitapları da sizlere sunarak yazımı ve 2016'yı noktalayayım. Hepinize güzel edebiyatla buluşacağınız bir 2017 diliyorum...

Everest Yayınları, 2016

Hasan Ali Toptaş (1958 - )
Related Posts with Thumbnails