18 Şubat 2017 Cumartesi

Sabâ Altınsay - Benim Hiç Suçum Yok

Daha önce Sabâ Altınsay'ın "Kritimu - Girit'im Benim" ismini verdiği göç romanını tanıtmıştım. Mübadele gereği, doğup büyüdükleri, vatan bildikleri Girit'ten koparılarak Anadolu'ya göçmek zorunda bırakılan insanlarımızı, dönemin çalkantıları ve toplumsal dönüşümleriyle beraber sayfalara taşıyordu. "Benim Hiç Suçum Yok" ise Altınsay'ın ikinci romanı ve İkinci Dünya Savaşı'na girmemiş olmasına rağmen yarattığı korkuyu, yokluk ve kıtlığı iliklerinde hissetmiş ülkemizin, olası hava saldırılarından korunmak için geceleri karartma uygulanan bir kıyı şehrinde geçiyor. Varlığı ve yaygınlığı bir toplumsal sır olan ve kol kırılır yen içinde kalır misali sürekli hasır altı edilen aile içi cinsel istismarın, mağdurları ve olaya tesadüfen de olsa tanık olan yakınlarında yarattığı travmaların hayatlarını nasıl perişan ettiği, anne Behice, çocukları Kadriye ve Cihan Nedim ile gün geçtikçe sağırlaşan baba Hikmet özelinde anlatılıyor. Ayrıca gerçek bir aşkın ve gerçekten sevenlerin, birbirleri için katlanacakları fedakarlıkların, göğüsleyecekleri zorlukların boyutu Cihan Nedim'in gönlünü kaptırdığı şehrin 'orospusu' Mercan'ın şahsında ustalıkla işleniyor. Ve elbette oldukça başarılı, gerçekçi ve detaylı bir dönem panaroması eşlik ediyor olay örgüsüne roman boyunca.

Tıpkı ''Kritimu'' gibi duru ve iyi bir Türkçeyle yazılmış olduğunu da vurgulamalıyım romanın. Bununla beraber farklı anlatım tarzlarına ya da denemelere de tanık oluyorsunuz romanın kimi yerlerinde. Örneğin, ağır hasta Cihan Nedim'in sanrılar içinde kendi kendiyle (I. Cihan Nedim, II. Cihan Nedim, III. Cihan Nedim) yaptığı konuşmalar ve ses, görüntü, his ve anılar bölümünün okuru romanın içine sokan, iyi denemeler olduğunu söylemeliyim. Romana yapabileceğim tek eleştiri ise ''Kritimu'' ile benzer nitelikte: hem bölümler arasında hem de yer yer aynı bölümün içinde, zamanda yapılan atlamaların büyüklüğü. ''Benim Hiç Suçum Yok'''ta da aynı durum ya da benim için sorun söz konusu. Ki yine romanın akışında yer yer kesintiye ve derinleşememeye neden olmuş bu durum.

Özetle, “Benim Hiç Suçum Yok” bizzat yaşanmasa da savaşı ve yaydığı korkuyu, aşkı, yokluğu, yoksulluğu, soğuğu, istifçiliği, vurgunculuğu, küçük de olsa iktidar sahiplerinin acımasızlığını, aile içi şiddet ve istismarı canlı tasvirlerle anlatan, bahsetmeye çalıştığım kimi eksikliklerine rağmen iyi bir roman.


(İki romanını da sevmiş bir okur olarak Sabâ Altınsay'dan yeni bir roman beklemek de hakkım diye düşünüyorum... Umarım daha fazla beklemeyiz!)

Can Yayınları, 2011, 1. Basım

Sabâ Altınsay (1961 - )

8 Ocak 2017 Pazar

Vasili Grossman - Yaşam ve Yazgı

İki büyük savaş, iki büyük yıkım geçti dünyamızın üstünden silindir gibi. Birebir içinde olmadıktan, yaşamadıktan sonra anlaması, algılaması zor, belki de imkansız olsa da, insan kıyımıyla, vahşiliğiyle, tüm olanaksızlıklarıyla, sokak sokak direniş, oda oda çarpışmalarıyla 'Stalingrad' için en korkunçlarından biriydi demek yerinde bir tespit olurdu - seyrettiyseniz "Enemy at the Gates - Kapıdaki Düşman" filmini ya da benzerlerini tekrar gözlerinizin önüne getirin. Dünyanın gidişatı üzerinde etkisi ve özellikle Nazi ilerleyişini durdurması, hatta geriletmeye başlatması sebebiyle de önemli bir direniş, savunmaydı Stalingrad.


Savaş muhabiri olarak cepheden cepheye koşan ve Stalingrad’ı yaşayan, gözleriyle gören, Stalingrad'da Almanların teslim olmasından sonra Ukrayna'ya Kızıl Ordu birlikleriyle giren, oradaki ve Treblinka'daki Nazi katliamlarını araştıran Vasili Grossman’ın kaleme aldığı ''Yaşam ve Yazgı'', okura verdiği, hissettirdiği hakikat duygusuyla 3 ciltlik çarpıcı, dev bir eser. Stalingrad savunması romanın önemli bir kısmını kaplasa da, bütünü itabariyle Sovyet Rusya’nın ''Memleketimden İnsan Manzaraları'' gibidir aynı zamanda "Yaşam ve Yazgı''. Kuşatma altındaki Stalingrad’da, 6/1 nolu evde süregiden direnişten, Sibirya’daki çalışma kamplarına; Yahudi katliamlarından toplama kamplarında ölüme yürüyenlere; savaşın ön cephelerinde saf tutan komutanlardan dönemin bilim insanlarına kadar onlarca farklı portreyi okura sunarak ilerler.

Birbirinden farklı onlarca insan tipi söz konusu olunca da, bazen birbiriyle bağlantılı bazen de bağımsız bir dizi küçük hikaye okuyormuş hissine kapılırsınız roman boyunca. En çarpıcılarından biri, doktor Sofya Osipovna'nın David isminde kimsesiz küçük bir çocuğu trenle ölüm kaplarından birine giderken evlat edinmesi ve kampta doktor olanların öne çıkmasını emreden Alman subaylarına yanıt vermeyerek küçük David'le el ele gaz odasının yolunu tutmasıdır hiç şüphesiz. Grossman bu sahneleri tüm gerçekliğiyle ortaya koyup bir melodrama dönüştürmezken, ölürken Osipovna'nın düşündüklerini yazıya dökerek de sadece ölülere değil, yaşayanlara, yani biz okurlara da acır. Bir diğer hikaye de Grossman'ın hayatıyla yakından ilintilidir. Sovyet Rusya'ya Alman saldırıları başladığında annesini doğduğu şehir Berdiçev'den çıkaramaz Grossman ve annesi diğer Yahudilerle beraber öldürülür. ''Yaşam ve Yazgı'''da Grossman'ın kurgusal eşi olan bilim insanı Viktor Ştrum'a annesi Anna Semyonavna'nın gettodan yolladığı mektupta yazdıkları etkileyici bir ağıttır.

''Yaşam ve Yazgı'' ile ilgili altını çizmek istediğim bir diğer önemli konu da otorite ve onun karşısında hem sinen hem de özgürlüğünü kaybetmek istemeyen akıl arasındaki çalkantılar, çelişkiler ve çarpışmalar, özellikle Viktor Ştrum'un yaşadıklarıyla birlikte, canlı bir biçimde resmediliyor.
''Görünmeyen bir güç onu eziyordu. Bu gücün hipnotize edici ağırlığını hissediyordu. Bu güç onu kendi gibi düşünmeye, kendi dikte ettiklerini yazmaya zorluyordu. Bu güç, onun içindeydi, yüreğini donduruyordu...''
Özetle, hacmi, ortaya koydukları, hakikate olan sarsılmaz saygısı ve okura düşündürttükleriyle destansı bir roman ''Yaşam ve Yazgı'' ve onun kamera arkası olarak nitelendirilebilecek Antony Beevor'ın yazdığı, yine Can Yayınları'ndan çıkmış ''Savaşta Bir Yazar, Vasili Grossman Kızıl Ordu'yla 1941 - 1945'' okumak istediğim kitaplardan biri. Dönemle, özellikle de Stalingrad ile ilgili bir diğer kitap da Curzio Malaparte'nin ''Kaputt'''u. Onları da daha ayrıntılı anlatmak, paylaşmak dileğiyle... 

Can Yayınları, 2015, 4. Basım

Vasili Grossman (1905 - 1964)
Related Posts with Thumbnails