28 Şubat 2012 Salı

Franz Kafka - Babaya Mektup

Hayıflanıyorum! Keşke Kafka okumalarına "Babaya Mektup" ile başlasaydım diye... Neden mi? Çünkü bu özel mektup Kafka'nın iç dünyasını ve meshur yazınını çok daha farklı bir seviyede anlamanın yolunu açacak anahtarları içinde barındırıyor.

Kafka'nın babasını öfkeli ve otoriter bir figür olarak görmesi, onun güçlü karakteri ve kusursuzluğu altında ezilisi, ona karşı duyduğu korkunun yakasını hiç ama hiç bırakmaması ve sonucunda mektuptaki her satıra yansıyan yoğun baba-oğul çatışması, daha önce haklarında bir seyler karalamaya çalıştığım "Dönüşüm" ve "Dava"'ya, hem farklı bir gözle bakmama vesile oldu hem de ikisinin özünde neyin gizli oldugunu daha iyi kavramamı sağladı. Elbette böyle bir değerlendirme yapmak içinde bazı tehlikeler barındırıyor. Çünkü koca Kafka yazınını baba-oğul çatışmasına indirgeme riski taşıyor. Ancak, Kafka'yı ezen ezilen arasındaki ilişkiye, bunun da ötesinde tüm otoritesiyle burjuva kurumlarının oyuncağı haline gelen insanlığı görünür kılmaya götüren yolun taşlarını, bu yoğun baba-oğul çatışmasının döşediğini söylemek yerinde olur kanımca.

"Babaya Mektup"... Kafka'nın yaşamıyla ve yazınıyla ilgili çok önemli bir tanıklık... Hem de birinci elden!

Can Yayınları, 2011 (2. Basım)

27 Şubat 2012 Pazartesi

Franz Kafka - Dava

"...sanki utanç, ondan sonra da hayatta kalacaktı."
Dava / Franz Kafka s. 244

"Dava", Joseph K.'nın hipnotize edici hikayesi... K. - tıpkı Gregor Samsa gibi - açıyor gözlerini yeni bir sabaha. Yalnız bu kez karşımıza böceğe dönüşmüs bir insanı değil, gizemli bir güç - ya da 'özel yetkili mahkeme' mi desek?! - tarafından, belirsiz bir suç yüzünden tutuklanmış birini çıkarıyor Kafka. Yine bir başka Kafka tuhaflığı ya da karabasanı! Oysa tutuklama, suçlamanın ya da iddianamenin kendisi gibi formaliteden öteye geçmiyor ve dava kapalı kapılar ardında ilerlemesini sürdürürken, K. ne ile suçlandığını bile doğru dürüst bilmeden ve aklının bir köşesi ya da hepsi 'tutuklu' bir halde günlük yaşamını sürdürüyor, işine gidiyor, gönlünce dolaşıyor etrafta. K.'nın davaya karşı tutumu, davanın kendisi durağanlaştıkça, histeriden bıkkın bir ilgisizliğe, umutsuzluga kadar cok değişik yüzlere bürünüyor. Umutsuzluk sonunda yerini teslimiyete bırakıyor ve yazımın açılışını yaptığıçarpıcı cümleyle karara bağlanıyor Kafka'nın meşhur "Dava"'sı.

Zor ama bir o kadar etkileyici bir okuma serüveniydi "Dava". Son sayfasını cevirdikten, karabasan - yoksa gerçeğin ta kendisi olduğu için mi karabasan diyorum K.'nın hikayesine?! - sona erdikten ve üzerinde biraz kafa yorduktan sonra, niye 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olarak nitelendirildigini daha iyi kavrıyor insan. Çünkü, "Dava" hem varoluşsal bir hikaye hem de totalitarizmin çılgınlıklarına tüm tırnaklarıyla kökünden rabıtalanmış modern bürokrasilerin boğdugu biz insanların değişmez kaderinin eşsiz bir bildirimi. Kendi yarattığı totaliter dünya ve onun değişmez aygıtı bürokrasinin elinde oyuncağa dönen insanın, ona tamamen teslim olan insancıkların varoluşsal niteliklerinin sorgulanması aynı zamanda "Dava"...

"Dönüşüm", için ne yazdıysam aynısı "Dava" i
çin de geçerli. Okuyun! 

Can Yayınları, 2011 ( 15. Basım)

19 Şubat 2012 Pazar

Franz Kafka - Dönüşüm

Hakkında sayfalarca - belki kitaplarca - yazı yazılmış, tartışılmış bu kısacık öykünün ya da 'novella'nın aslında çok basit bir olay akışı var. Kahramanımız Gregor Samsa - yoksa Franz Kafka'nın ta kendisi mi? - bir sabah her zaman yaptığı gibi uykusundan uyanır ve kendini yatağında dev bir böceğe dönüşş olarak buluverir. Bu cümle ile açılır zaten "Dönüşüm". Ondan sonrasında ise Samsa'nın yeni durumuna, yani böcek haline - bütün hayatını onları rahat ettirmeye adadığı anne ve babasına ve şefkatle sevdigi kız kardeşine yük olmadan - alışmaya çalışmasını anlatır sayfalar. Yeni, ötekileşmiş kimligiyle çevrenin, toplumun başına bela olmama gayretindeki zavalli Samsa, önce yine aynı çevre, toplum tarafından dışlanacak, sonunda da imha edilecektir.

Tüm bu karanlık haline karşın, 'mizahi' bir yanı da vardır "Dönüşüm"'ün. 'Mizahi' dediysem hani şİngilizlerin 'deadpan' dedikleri türden. Kafka, Samsa'nın tuhaf hikayesini kaşı gözü oynamadan ve öyle dümdüz anlatır ki; dilinin ya da yazımının bu bağlantısız, direk tonu hikayeyi ve hikayenin bizi yapmak zorunda bıraktığı tüm çıkarsamaları daha da güçlü bir görünüme sokar.

Çıkarsamalar demişken... Nedir bunlar? İlki elbette, Samsa'nın kendi dehşet verici kaderi üzerinden söylersem, ötekileşenin vay haline! Diğeri ise bundan daha da kötü fikrimce. (Burjuva) toplumun ve onu ayakta tutan çarkların, işine artık yaramayanı tek bir fiskeyle fezaya yolladıktan sonra, yerine anında bir başkasını yerleştirme isteği ve bu kapasitesi... Okuyanlar hemen hatırlayacaktır; Samsa böcek haliyle ailenin tüm yükünü artık kaldıramayınca parmaklar hemen yönünü bulup sıraya kız kardeşini sokar. Samsa'nın korkunç sonuna ragmen, toplum bildiğini okumaya, alışmış olduğunu yapmaya devam eder. Çoğunlugun belli bir azınlık için insanlığını bir kenara bırakmaya 'cebren ve hile ile' zorlanmasıdır bu kötü alışkanlığın adı. Aslında, Samsa'nın kendini sabah sabah bir böcek halinde bulması, dönüşümünün son aşamasıdır. Yıllardır bir böcektir de, aynaya hiç bakmamıştır. 


Bu kısa ve vurucu hikayeyi mutlaka okumalısınız!

Can Yayınları, 2011 (30. Basım)
Related Posts with Thumbnails